Zavallı Adam


 


Uzun bir iş gününün yoğunluğu sonrası köprü trafiğiyle verdiğim mücadeleyi de kazanıp saat 20'ye doğru Kadıköy'e varmayı başarmıştım. Fenerbahçe stadına ulaştığımda İstanbul'u yıllardır yaşanmaz hale getiren o korkunç trafiği ardımda bırakıp her akşam olduğu gibi birazdan eve varacak olmanın mutluluğunu hissediyordum.
Altı üstü 25km'lik mesafeyi katetmek yine bıkkınlık vermişti! Etiler'den buraya ulaşana kadar 1 saati aşkın süredir yollardaydım. Son bir sabırla tampon tampon ilerleyen trafiğin ağır akışına takıldım ve nihayet oturduğum apartmana geldim.
Garajın kapısını açmak için uzaktan kumanda cihazına bastığımda arabamı park edecek bir yerim olduğu için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum. Yoksa şu sıkışık sokaklarda park edecek bir yer bulmak ne mümkündü! Şu garaj olmasaydı belki 1 saat daha park etmek için arabayla sokak sokak dolaşacaktım.
Trafikle giriştiğim bu zorlu mücadeleden sonra biraz yürüyüşün ve temiz havanın iyi geleceğini düşünerek garajdan çıkıp Yoğurtçu Parkı'na doğru yürüdüm. Artık eylül ayının sonlarına yaklaştığımız için hava kararmaya başlamıştı. Parkın kıyısında akan Kurbağalı Dere az ileride Marmara deniziyle buluşuyordu. Hiç vakit kaybetmeden denizi hissetmek, nemli ve iyotlu havasını ciğerlerime çekmek istiyordum.
Yaprakları dökülmeye yüz tutmuş görkemli ağaçların altında huzur içinde yürüyerek parkın çevresinde bir tur attım. Keyfim yerine gelmişti. Koca günün tüm yorgunluğu sanki üzerimden akıp gidiyordu.
Ağır ağır ilerlerken Fenerbahçe'nin geçmişteki efsanevi kaptanı Brezilyalı Alex de Souza'nın heykelinin olduğu dönemece geldim. Her defasında hayranlıkla izlediğim bu anıta uzaktan keyifle bakarken heykelin altında özçekim yapan kalabalığın arasındaki bir kişi dikkatimi çekti.
Genç bir adam heykele dönmüş yalpalayarak heykelle konuşuyordu. Merak edip o tarafa doğru ilerledim.
Adama yaklaşırken yüzündeki sıkıntılı ifadeyi görebiliyordum. Genç yüzünü daha şimdiden kaplamış keskin çizgilerin altında dertli ve masum bir bakış vardı.
Birden heykele doğru kolunu kaldırdı ve "Alex bir daha gel, Alex!" diye bağırdı.
Bağırmasının etkisiyle etrafındaki diğer insanlar uzaklaşmıştı. Şimdi heykelin önünde yalnız o ve ben vardık. Akşamın karanlığında yüzüne daha dikkatli baktım.
Sinirden gözleri büyüyor, eğri büğrü açılan ağzı tükürükler saçarak etrafa anlaşılmaz küfürler savuruyordu. Artık yüzündeki o dertli ve masum bakışın yerini kin ve hırs almıştı.
Genç adamın çok sarhoş olduğu belliydi. Üzerinde beyaz bir aşçı gömleği vardı. Restoranların akşam yemeği saatinde onu böyle iş kıyafetiyle dışarıda sarhoş görünce aklıma anlık bir olay sonucu işten kovulduğu düşüncesi geldi. Acaba o yüzden mi böyle hırsla içiyor ve çevresine kinle bakıyordu?
Heykele sırtını döndü ve bir süre yoldan geçen arabalara kolunu uzatıp yumruklarını açıp kapatarak ne anlama geldiği belli olmayan işaretler yapmaya başladı. Bu arada kelimeleri yuvarlayarak kızgınlıkla bir şeyler söylüyordu.
Genç adamı izlemeye devam ettim. Yolun karşısına geçti ve biraz ilerledikten sonra kaldırımın kenarında durdu. Bu sefer ellerini ceplerine koymuş bir halde tam arabalar geçerken birden sağ ayağını yola atıyor, arabalar ona çarpmamak için durunca ayağını geri çekiyordu. Böylece en ucuzundan en lüksüne kadar tüm araçları istediği zaman durdurabiliyor istediği zaman da onlara yol veriyordu. Artık yolun hakimi oydu. Her gün birilerinin dediğini yapan bu genç kim bilir kaç zaman sonra başkalarına kendi dediğini yaptırabiliyordu!
Genç adam bir süre bu şekilde geçen arabalarla oynadıktan sonra içki almak için yolun kenarındaki bir Tekel bayisine girdi. Ben de kendisini takip etmeyi bırakıp bir şeyler yemek için Bahariye Caddesi'ne doğru ilerledim.
Yemekte bu genç adamı düşünmüştüm. Gerçekten işten kovulmuştu da çaresizliğini unutmak için mi kendinden geçecek kadar içmişti? Bakması gereken çoluğu çocuğu var mıydı? Çocukları varsa şimdi onlara ne olacaktı?
Akşam yemeğimden sonra gece geç saatlere dek canlılığını koruyacak olan Bahariye Caddesi'nin renkli ışıltıları içinde bir süre daha yürüyüşüme devam ettim. Etraftaki kafelerden birinin cazibesine kapılıp güzel bir sütlü kahve içtikten sonra artık benim için eve dönme vakti gelmişti. Geldiğim yoldan Yoğurtçu Parkı'na doğru inmeye başladım.
Birazdan Alex heykeli yine yolun sonunda belirdi. Uzaktan tekrar hayranlıkla bakarken kaldırımın sağ tarafında kepenklerini indirmiş bir dükkanın önünde yatan birisini fark ettim.
Aşçı kıyafetli, sarhoş genç adamdı bu gördüğüm. Eşiğin önündeki merdivenlere başını dayamış, alkolün verdiği geçici keyifle son mutluluğunu yaşayarak uyuyordu. Yarın çaresiz ve zalim bir güne uyanacaktı.
Zavallı adam.
Volkan Gönenç
Eylül 2023
Kadıköy
Bu yazı K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar