Moda’da Bir Ev

Arnavut kaldırımlı sokaktan yavaş adımlarla Kadıköy iskelesine doğru iniyordum. Moda’da alışkanlık haline getirip her sabah yaptığım kısa yürüyüşü bu sefer farklı bir güzergahta gerçekleştirmek istemiş ve istikametimi bu tenha sokağa çevirmiştim.

Sokağın her iki yanındaki 1960’lı ve 70’li yıllarda yapılmış 4-5 katlı eskimeye yüz tutmuş, boyaları solmuş apartmanlar yılların yorgunluğuna rağmen vakarla ayakta duruyor ve beni izliyordu. Artık sahip oldukları mutlu yaşanmışlıklardan dolayı mı yoksa geçmiş devirlerden miras aldıkları zarafetten dolayı mı bilmem beni şefkatle aralarına almışlardı.

Birkaç adım sonra burnuma pis bir koku gelmeye başladı. Ekşi, nemli, yapışkan bir koku hissediyordum. Nereden geliyor diye etrafıma bakarken hemen ileride, sağ tarafımda sokaktaki diğer apartmanlardan daha da eski, ha yıkıldı ha yıkılacak 2 katlı bir ev gördüm. Koku oradan geliyordu. 

Merakla eve yaklaştım ve metruk yapıyı incelemeye başladım. Giriş katındaki pencerelerin camları kırılmış ve rüzgâr girmesin diye kırıklar mukavvalarla kaplanmıştı. Üst kattaki tek odanın kerpiçten yapılmış dış duvarı yıkıldığından dış cepheye de kontrplak çakılmıştı. Balkon ise çökmek üzereydi. Zeminden yükseltilen bir demir çubukla desteklenmiş ve ancak bu şekilde zar zor yıkılmadan durabiliyordu.

Giriş katındaki camı kırık pencereden içeri baktığımda bir sandalyenin arkalığına serilmiş rengi atmış bir havlu ve duvardaki çiviye asılmış paramparça bir paltoyu görebildim.

“Kim yaşayabilir böyle bir yerde?” diye kendime sormadan edemiyordum. “Kimsesiz kalmış bir evsiz mi, yoksa hayatın acımasız tokadını yedikten sonra işsiz ve parasız kalmış bir düşkün mü!”

Bu hüzünlü sorular zihnimi meşgul ederken üst kattaki yıkıldı yıkılacak balkonun bir kenarında “Kiralık” ilanının asılı olduğunu gördüm. Hayret içindeydim. Gerçekten kim yaşayacaktı böyle bir evde!

Hayat güzeldi, ama acı ve zorluklardan muaf değildi.  İçimi karartmak istemediğimden orada daha fazla oyalanmayıp yoluma devam ettim.

Sonraki günlerde bu hazin karşılaşma tamamen aklımdan çıkmıştı. Sabah yürüyüşlerime her zamanki güzergahımda devam ediyordum. Birgün yürürken o tenha sokak gözüme takıldı ve hemen aklıma o eski evle karşılaşmam geldi. İçime bir merak düşmüştü. Acaba son durumu neydi?

Hemen yolumu değiştirip sokağa girdim. Bilen bilir koku hafızası çok kuvvetlidir. Birkaç hafta önceki o pis kokuyu arıyor, hedefimi bulmaya çalışıyordum. Pis kokuyu alamadım, ama biraz yürüdükten sonra eski evi görebildim.

Ev hala yıkıldı yıkılacak durumdaydı ancak, ilk gördüğüm halinden bambaşka bir ruh taşıyordu. Kırık camları kaplayan mukavvalar çıkmış yerlerine şeffaf naylonlar gerilmişti. Pencerelerin arkasında ise dantelleri ince nakışlarla işlenmiş bembeyaz tül perdeler görülüyordu.

Üst kat hala kontrplak kaplıydı, ama pencerelerin pervazlarında rengarenk çiçekleri barındıran saksılar tüm sokağı süslüyordu. Çökmek üzere olan o balkona ise tertemiz çamaşırlar, çarşaflar gerilmişti. İnsanın içini ferahlatan sabun kokusu her tarafa yayılıyordu.  Ev hala yorgundu, yaşlıydı, ama artık mutluluk ışıldıyordu.  

Kiralık ilanı kaldırılmıştı. Demek ki eve yeni sakinler taşınmıştı. Acaba sihirli bir değnekle bu eve hayat verenler kimdi? Kimler bu yoksunluğu safiyane bir güzelliğe çevirmişti?

Belli ki eve bir kadın eli değmişti. Boş yere dememişler kadın dünyayı güzelleştirir diye! Aklımdan mutlu senaryolar geçiyordu. Alnının akıyla ekmeğini kazanan bir baba, yoktan var etmesini bilen bir anne ve derslerine çalışıp geleceklerini kurtaracak olan çocuklar…

Sevinçle bu senaryo gerçek olsun istedim, dua ettim. Artık her yürüyüşümde o sokaktan geçiyorum ve her defasında balkonda asılı olan çarşaflardan sokağa yayılan mis gibi sabun kokularını içime çekiyorum, pencerelerdeki rengarenk çiçeklere bakarak keyifleniyorum.

Beni en çok mutlu eden ise tüm çirkinliklerin ve fenalıkların insanın içindeki temizlik ve zarafetle güzele çıkabileceğini görmek oluyor.

 

Volkan Gönenç

11 Ağustos 2024

Kadıköy

Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar