Bize Tarihimizi Unutturdular

 


Siyasi hesaplar neticesinde ısmarlanıp şahsi menfaat ve ikbal beklentileriyle harmanlanarak ortaya atılmış bir teranedir yazımın başlığı. Uzunca bir süredir Atatürk Cumhuriyetinin ilkelerini ve kurumlarını sinsice erozyona uğratmak için kullanılan bir vasıtadır. Eğer bu şiddetli kanaatimde haksız isem en masumane tabirle bağnazlığın etkisiyle kendi hayal dünyalarına uygun bir tarih inşa etmek isteyenlerin gündeme getirdiği bir düzmecedir. Gerçeklikten kopuk bir cıvıklıktır.

Unutturulmaya çalışılan bir şey varsa o da laik cumhuriyet okullarının geçmişte bize yüksek bir milli şuur ve tarih bilinci aşıladığıdır. Bu hakikati anlamak için tarihin televizyon dizilerindeki senaryolarla yazılmadığı, sosyal medya söylevleriyle çizilmediği “reyting” ve “like”ların olmadığı dönemlere geri gitmemiz gerekiyor. O halde gelin hep birlikte 1970’li yıllara, Trabzon’da bir devlet okulu olan Cudibey İlkokulu’na gidelim.
Ben bu okula 1976 yılında girdim. Rahmetli sınıf öğretmenim Fahrünnisa Korkusuz Hanım ilk derste tahtaya ilk çizgiyi çizdiği andan itibaren bize vatan ve bayrak sevgisini telkin etti. Mezun olana kadar geçen 5 yıl boyunca her sabah coşkuyla okuduğumuz “Andımızla” varlığımızı Türk varlığına armağan etmeye yemin ettik. Her pazartesi haftanın ilk günü ve her Cuma haftanın son günü yapılan bayrak törenlerinde gururla okuduğumuz İstiklal Marşımızla bayrak sevgimizi pekiştirdik, ülkemizin bağımsızlığı için verilen kurtuluş mücadelesini içselleştirdik.
Her 29 Ekim’de, 23 Nisan’da, 19 Mayıs’ta milli bayramları sınıflarda, şehrin sokaklarında stadyumlarda kutladık, yaz tatiline denk gelen 30 Ağustos Zafer Bayramının öyküsünü derslerimizde işledik. 10 Kasım’da ise okulumuzun bahçesinde kurduğumuz Atatürk büstünü annelerimizin elimize tutuşturduğu çiçeklerle donatıp bize cumhuriyeti hediye edenlere duyduğumuz minneti okuduğumuz şiirlerle dile getirdik ve ülkemizi ilelebet yaşatacağımıza söz verdik. Kitaplarımızda bir de 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı ibaresi vardı ki o konuyu hiç işlemedik. Öğretmenimiz “O siyasilerin mevzusu, bizimle ilgili bir şey değil” diyerek geçiştirdi.
O yıllarda milli mücadele anıları hala milletimizin hafızasında tazeydi. O günleri yaşamış dedelerimizden, ninelerimizden hayatta olanlar vardı. Onlardan duyduğumuz kurtuluş savaşı hikayelerini sınıfta paylaşırdık. Birçok arkadaşımızın akrabalarından gelen muhacirlik anıları vardı. Öğretmenimiz derslerde bu arkadaşlarımıza söz verir onlar da Ruslar 1. Dünya harbi esnasında, 1916 yılında Trabzon’u işgal ettiklerinde akrabalarının şehri nasıl terk ettiklerini, Trabzon işgalden kurtulduktan sonra ise nasıl geri döndüklerini bizlere heyecanla anlatırdı. Hiç unutmuyorum bir arkadaşımız dedelerinin işgalden sonra Trabzon’a geri dönüp eski evlerine gittiğinde evde deney tüpleri bulduklarını anlatmıştı.
Trabzon’un işgalden kurtuluşu 24 Şubat 1918 tarihinde gerçekleştiği için kurtuluş kutlamaları Şubat tatiline denk gelirdi. Buna rağmen biz çocuklar şehirde yapılan kurtuluş törenlerini hiç kaçırmazdık. Meydan Parkı’nın yanındaki belediye binasının önünde yapılan kutlamalarda tören alayının en başında hala hayatta olan sakallı, kalpaklı yaşlı gazilerimiz askeri arabalarla geçip bizlere el sallardı. Biz de tüm vatandaşlarla birlikte onları minnetle alkışlardık. Bazı çok yaşlı gazilerimiz ayakta zor duruyor olmalarına rağmen iki büklüm vaziyette hareket halindeki üstü açık askeri aracın korkuluklarına tutunup ayağa kalkar ve bizleri asker selamıyla selamlardı. İşte Türk askerinin ulviyeti, Türk kurtuluş savaşının yüceliği bu törenlerle ve bu manzaralarla küçük yaşta kalplerimize işlendi.
Merasimin sonunda bir manga askerimiz süngülerini takıp temsili düşman kıyafeti giymiş olan askerlere saldırır, kuru sıkı silahlar patlar, sis bombaları etrafa atılır ve toz duman içindeki bu hengâme vatandaşların ve biz çocukların coşkusuyla birleşip şehrin düşmandan kurtuluşu canlandırılırdı.
İşte okulda işlediğimiz bu derslerle, içtiğimiz antlarla, okuduğumuz istiklal marşlarıyla ve katıldığımız bu törenlerle küçük yaştan itibaren bizler de birer vatansever, birer Kuva-yi Milliyeci olduk.
Derslerimizde sadece Kurtuluş Savaşımızın destanını işlemedik. Göktürklerden o güne kadar Türk tarihine şan veren kim varsa konu ettik. Sadece sosyal derslerde değil dört işlemi ilk öğrendiğimiz derslerde bile bu bahisler ele alındı. “Bu sene Trabzon’un fethinin kaçıncı yılını kutluyoruz?” veya “Fatih İstanbul’u kaç sene önce fethetti?” gibi sorular hep kaşımıza çıktı.
Bazen şaşıp kalıyorum benim neslimden insanların “Bize Osmanlı’yı öğretmediler!” demelerine. Daha ilkokuldan itibaren bize tüm heybetiyle Osmanlı’yı öğrettiler. Hatta bize komşu ilkokullardan birisi Trabzon’da şehzadelik yapan Yavuz Sultan Selim’in adıyla anılan Yavuz Selim İlkokuluydu. Ben kendim Trabzon’da doğduğu için adı verilen Kanuni Ortaokulundan mezun oldum. Hal böyleyken nasıl bize Osmanlı’nın hatırasını unutturdular denebilir! Kaldı ki okulun dışında da çoğumuzun dedesi, ninesi Osmanlı vatandaşı olarak doğmuştu. Onlar da mı öğretmediler!
Bir diğer eleştiri de “Bize dinimizi öğretmediler!” iddiasıdır. Ne kadar haksız bir eleştiri! Bunu dile getirenler hiç düşünmüyor mu bize din derslerine gelen öğretmenlerimizin haklarını yediklerini! O halde ben bu öğretmenlerimizin haklarını teslim edeyim:
Cudibey İlkokulunda din derslerimize okul müdürümüz Abdurrahman Serdar Hocamız girerdi. Bu arada o dönemde din geri plana atıldı diyenlere hatırlatayım okulumuzun adı Trabzon’un yetiştirdiği en büyük din alimi olan İbrahim Cudi Efendi’den gelmekteydi. Rahmetli Abdurrahman Serdar Hocamız çok temiz ve disiplinli bir öğretmendi. Ben ve sınıf arkadaşlarımıza Fatiha suresini ilk öğreten bu sevgili hocamızdır.
Kanuni ortaokulunda ise din derslerimize müdür muavinimiz Erdoğan Boran girerdi. Doğruluktan taviz vermeyen sert bir hocaydı. Haksızlığın bedelinin ağır olacağını ondan öğrendim diyebilirim. 100. Yıl mezunu olduğum Trabzon Lisesinde ise din hocamız yine müdür muavini olan kıymetli Ahmet Bilginoğlu’ydu. Kendisi de bize namaz kılmayı öğretmişti.
Laik cumhuriyet döneminde yetişmiş bu değerli din hocalarımız görüldüğü gibi okullarımızda ya müdürlük ya da müdür muavinliği gibi önemli idari görevlerini de yürütmekteydiler. Okulların dışında da dini bilgiler öğretilirdi. Çocukların çoğunluğu yazları camilerde Kuran kurslarına gider Arap harflerini öğrenirlerdi. Ben de Yıldızlı köyünde bir Kuran kursuna gittim. Hatta o bilginin üzerine internette bir iki haftalık çalışmayla Osmanlıca alfabeyi de söktüm. Yazımızı ortadan kaldırdılar, geçmişle bağımızı kopardılar diye feveran edenler eğer Arap harflerini biliyorlarsa biraz gayret edip Osmanlı yazısını sökebilir ve şikâyet ettikleri bu dertten bir iki haftada kurtulabilirler.
Sonuç olarak yaşanmış gerçekler böyleyken “Laik Cumhuriyetle bize tarihimizi ve dinimizi unutturdular!” söylemi gerçek dışıdır. Kendi adıma ve o zamanlardan gelen cumhuriyet çocuğu yakın sıra arkadaşlarım adına rahatlıkla söyleyebilirim ki bize öğrettiler, biz de unutmadık. Bize tarihimizi unutturmamaları için de buraya not düşüyorum.
Fotoğraflar:
Üstteki fotoğraf: 1970'li yıllarda Cudibey İlkokulu Bando Takımının Avni Aker Stadyumunda gerçekleşen bir 23 Nisan töreni sonrası okul müdürümüz Abdurrahman Serdar Bey ve Müdür Muavinimiz İsmail Hakkı Bey'in nezaretinde okula geri dönüşü.
Ortadaki Fotoğraf: 1970'li yıllarda Cudibey İlkokulunun Avni Aker Stadyumunda 23 Nisan tören alanında yer alışı.
Alttaki fotoğraf: 1970'li yıllardaki bir 23 Nisan töreninde Cudibey İlkokulu Bando Takımının Öğretmenimiz Yunus Hızarcıoğlu nezaretinde Avni Aker Stadyumundaki resmi geçidi.
Not: Tüm fotoğraflarda kendimi görebiliyorum. Bu vesileyle onca emeğe katlanıp fotoğrafları çeken sevgili babacığım Dr. Nejat Gönenç'i bir kere daha rahmetle ve özlemle anıyorum.
Volkan Gönenç
Kadıköy
27/Temmuz/2024
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar