Boğaz'da Şekspir

 

                                                            

İkinci milenyumun ilk yaz günleriydi. Birkaç ay önce dünya yeni bir yüzyıla girerken ben de Amerika’dan dönmüş ve yıllardır özlemle yaşamayı düşündüğüm İstanbul’a yerleşmiş olmanın mutluluğunu yaşıyordum.
Geleli daha bir ay olmuştu. Henüz şehrin kapkaççısıyla, tinercisiyle ve daha saymakla bitmeyen hayırsızı ve uğursuzuyla tanışmamış, şehrin tüm güzellikleriyle cicim aylarımı yaşıyordum. Akşamüstü iş çıkışlarında İstiklalde, Cihangir’de geziniyor, hafta sonları ise kah tarihi yarımadayı kah adaları keşfediyordum.
Bir de Boğaziçi vardı ki ona pek derinden vurulmuştum. İlk defa hafif yağmurlu bir günde Ortaköy’de bir bankın üzerine oturup gri gökyüzünün altında turkuaz örtüsüyle onu doya doya seyretmiş ve o günden sonra da tutkunu olmuştum.
Artık Boğaziçi’nden uzak geçirdiğim ömrümün otuz yılının acısını çıkarmaya kararlıydım. Sabahları iş öncesi erkenden Yeniköy’e gidip Emek Kahvesi’nde Boğaz’ın tuzlu ve serin esintisinde süzülen martıların eşliğinde kahvaltı yapıyor, öğle tatillerinde Maslak’taki işyerimden İstinye’ye inip kendime mesken edindiğim denize nazır kahvehanemde çay içip özel yaptıkları lokmalardan yiyordum. Rumeli Kavağı’nda Trabzonlu hemşerilerimin işlettiği bir restoranı da unutmamak lazım. O da her seferinde muhteşem manzarasıyla beni tutkunu olduğum Boğaz’la buluşturuyordu.
O akşam Sarıyer’e gitmeye karar vermiştim. Büyükdere’den geçip rengarenk balıkçı teknelerinin süslediği iskeleye vardığımda çevredeki meyhaneler yaydıkları anason kokularını Karadeniz’den esen hafif rüzgara katıp bana ulaştırıyor ve beni kendilerine çağırıyordu.
Restoranlardan birini gözüme kestirip terasta deniz tarafındaki bir masaya yerleştim. Balıkçı teknelerinin üzerinde süzülen martıların çığlıkları eşliğinde akan denizi mutlulukla izliyordum.
Hava yavaş yavaş kararırken Boğaz da bir başka güzelleşiyordu. Işıl ışıl yanmaya başlayan lambalar, fenerler, gökyüzünde beliren ay, rakının şişeden bardağıma bir duble akışı ve sonrasında suyun içinde sihirli bir şekilde yayılıp renk değiştirmesi, bardağa düşen buzun çın diye kulağımı çınlatması ayaklarımı yerden kesiyor ve Boğaz’ın esintisiyle beni bir uçurtma gibi İstanbul’un semalarına götürüyordu.
Artık etrafımdaki manzaradan daha fazla zevk alıyor ve bu manzara eşliğinde geçirdiğim her dakika beni daha fazla mutlu ediyordu.
Keyifle içkimi yudumlarken az ilerimde iki kişilik masada oturan bir çifti fark ettim. Karşılıklı gözlerinin içine sevgiyle bakıp birbirlerini izliyorlardı. İster istemez konuştuklarına kulak misafiri oldum.
Genç adam yumuşak bir ses tonuyla sordu:
“Ne düşündüğümü bilmek ister misin?”
Genç kadın tebessüm ederek evet deyince, adam devam etti:
“Shall I compare thee to a summer’s day?
Thou art more lovely and more temperate
Rough winds do shake the darling buds of May
And summer’s lease hath all too short a date”
Genç kadının yüzü karanlığın içinde mutluluktan aydınlanmıştı. Dörtlük bitince o da söze girdi:
“Peki sen de bunu dinle o zaman!”
“Like as the waves make towards the pebbled shore
So do our minutes hasten to the end
Each changing place with that which goes before
In sequent toil all forward do contend.”
Kulaklarıma inanamıyordum. “Aman Ya Rabbim! İşte İstanbul bu!” dedim kendi kendime. İki Türk sevgili Shakespeare’in dörtlükleriyle Boğaz’ın tüm güzelliklerini süslüyordu. Zevkin bu kadarı olabilir miydi? Demek ki İstanbul’da oluyordu.
O geceyi büyük bir mutlulukla tamamladım. İleride İstanbul’da yaşayacağım yılları düşünmek mutluluğumu daha da arttırıyordu. O geceden tam 14 sene sonra bu satırları yazarken hala özlemle bekliyorum Shakespeare’in bir kere daha bana Boğaz’da eşlik etmesini.
Demek ki yaşanması gereken daha çok gece var!
15 Nisan 2014
Kadıköy
Volkan Gönenç
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar