Cuma
(Okuyucuya Not: Bu yazıyı okumaya başlamadan önce bilmenizi isterim ki aşağıdaki metinde anlatmış olduklarım küçük bir çocuğun saf hatıralarından bir kesittir. Tüm hayatım boyunca dini inançlara ve mukaddes duygulara saygım en üst düzeyde olmuş ve bireylerin ait oldukları coğrafyaya ait dil, kıyafet vb folklorik değerlerini çok kıymetli bulmuşumdur. Amacım geçmişte kalan yaşanmışlıkların unutulmamasına vesile olmaktır.)
Üç çocuk koşarak anayolun karşısına geçerken gülüşüyorduk. En önde olanımız başını arkasına çevirip "Arabalara dikkat etmenize gerek yok! Cuma namazına giderken ölen direkt cennete girer" diye bizimle şakalaşıyordu. Diğer arkadaşımız da gülerek cevap verdi:
"Siz girseniz girseniz eşek cennetine girersiniz!"
Hep birlikte Cuma namazını kılmak için Söğütlü Köyünün camisine gidiyorduk. 10 yaşında falan olmalıydık. Küçüktük, neşeliydik ve yaramazdık. Köyün camisi eski, ahşap bir binaydı. Kubbesi yoktu. Avlusunda bir şadırvan, hemen karşısında köy mezarlığı ve yan tarafında ise cami imamının evi vardı.
Üç arkadaş camiye varınca çok ciddi bir hal takınarak abdest almak için şadırvana oturduk. Zaten koşmaktan terlemiştim, su bana iyi gelecekti. Ellerimi yıkadıktan sonra tereddüt etmeye başladım. Vesveseler kafamda uçuşuyordu: Hangisi daha önceydi, yüz mü, yoksa kollar mı? Başım da 3 kere mi mesh edilecekti? Çok küçüktüm ve dini bilgileri yeni öğreniyordum. Şaşırmam normaldi. Hata yapmamak için gayret göstererek işimi yapmaya devam ettim. En son ayakların yıkanacağını biliyordum ki bana en zor gelen kısım da oydu. Soğuk suya ayağımı sokarken başta çok üşürdüm, ama sonra alışılıyordu.
Daha o yaşımda abdest aldıktan sonra kendimin soğuk suyun etkisiyle canlanmış ve akan sularla birlikte üzerimdeki tüm fenalıklardan arınmış olduğunu hissederdim.
Nihayet 3 çocuk camiye girdik. Hoca her zaman yaptığı gibi kapıdan girdiğimiz andan oturana kadar gözleriyle bizi izledi. Çok sert bir hocaydı, camide çocukların yaptığı disiplinsizliği sevmezdi. Vaazını dinlerken karşısında derli toplu oturmak gerekirdi. Bırakın halıların üzerinde otururken ayak uzatmayı, bağdaş kuranlara bile ters ters bakardı.
Arkadaşım çaktırmadan kulağıma eğilip sessizce "bu hocanın kesin bize garezi var!" dedi. Cuma günü olduğu için erkenden cami dolmuştu ve herkes huşu içinde hocayı dinliyordu. Cemaate dönmüş vaaz eden hoca birden sesini yükseltti:
"Niye geliysiniz çamiye? Niye dolduriysiniz haburaları sadece cuma günü?"
"Cuma farz da diğerleri farz değil mi?"
"Hep benzediniz hristiyanlara! Olar bazar siz de cuma. Oh ne gada iyi!"
"Ama körürsünüz öte yanda!"
Hoca bu şekilde şiddetli vaazına devam ederken biz üç arkadaş alt katta hocanın gözünün önünde olmak istemedik. Belli olmaz bize de kızabilirdi. O sebeple usulca yerimizden kalkıp merdivenlerden üst kata çıkmak için hareketlendik. Cami o kadar eskiydi ki merdivenlere her basışımızda ahşap zemin çıtırdıyor, bütün üst kat sallanıyordu. Sanki dikkat etmeyip biraz güçlü yere bassak tüm cami yukardan aşağıya yıkılacakmış gibi hissediyorduk. Böyle düşünceler zaten güçlükle kontrol ettiğimiz neşemizi azdırıyor, bizi gülmeye sevk ediyordu.
Çıtırtılar içinde üst kata ulaştığımızda köydeki diğer çocukların da orada olduğunu gördük. Tüm arkadaşlar üst katı doldurmuştuk. Bilmiş bir eda ile "Selamün Aleyküm" diyerek bir köşeye oturduk.
Üst kat tüm çocuklar için rahat bir yerdi. Hocanın gözü önünde olmadığımızdan azarlanma ihtimali yoktu. Hoca aşağıda devam ediyordu:
"Nasi temizliysiniz kalbinizi?"
"Namaz yok, oruç yok, bişe yok!"
"Yeni çıkan tederjanlarla mi temizliysiniz?"
"Babababaaaa"
Bu sözlerin etkisiyle üst kat iyice kaynamaya başladı. Çocukluk zaten öyle neşeli bir haldi ki olup biten herhangi bir şey bile bizi güldürmeye yetiyordu. Birisi gülünce, diğerlerine de yayılıyor ve zincirleme hepimiz gülmeye başlıyorduk. Ben de artık kendimi tutamayıp gülmekten patlamak üzereydim. Namazımın selameti için arkadaşlarımdan ayrılıp aşağıya inmenin doğru olacağına karar verdim ve yine merdivenleri gıcırdatarak aşağıya indim. Arkadaşım H.’de bana katılmıştı.
Alt kat iyice kalabalıklaşmıştı. Kapıya yakın bir yerde eliyle bizi çağıran en haylazlarımızdan D.’yi gördük. Hemen önünde ikimizin sığabileceği boş bir yeri işaret ediyordu. Oraya gidip dizlerimizin üzerine oturduk ve edepli bir şekilde vaazı dinlemeye devam ettik.
"Hep aliysiniz yabancularin adetlerini!"
"Açuk, saçuk tiziler, noel babalar, yeni yil kutlamalari!"
Ses tonu o an daha da yükselerek:
“Öğretmeyin uşaklarinıza yeni yıli!”
“Demayın uşaklarinıza bugün yeni yildır diye!”
Artık gülmemek için kendimi tutup tutamayacağımdan emin değildim. O an tekrar merdiven çıtırtılarını duymaya başladım. Başımı kaldırıp bakınca birlikte geldiğim iki arkadaşımın kıkırdayarak indiklerini gördüm. Muziplikten kızarmış suratlarıyla sessizce caminin kapısından çıkıp şadırvana yöneldiler. Belli ki çok güldüklerinden dolayı abdest tazeleyeceklerdi.
Derken ezan sesi duyuldu. Hararetli bir şekilde vaaz etmeye devam eden hocamız birden sakinleşerek, yumuşak bir ses tonuyla “Muhterem cemaat, ezanımız okunmaktadır. Lütfen safları sıklaştıralım, dışarıda kalmış cemaatimiz vardır” diyerek namaza hazırlandı.
Namaz kılmayı yeni öğreniyordum, o yüzden şaşırabiliyordum. Bazen hangi rekatta olduğumu karıştırıyor, bazen de surelerin ortasında sonunu unutuyordum. O zaman tekrar baştan başlıyordum sureyi okumaya. Velhasıl bayağı meşakkatli ve endişeli geçiyordu namazlarım.
Neyse ki sünnet bittikten sonra Cumanın farzını imamla birlikte kılacaktık. Ona uyduğum için rahattım. İlk rekatı kıldık ve ikinci rekatta secdeyi tamamladıktan sonra duaları okumaya başladım. Hatasız gidiyordum, artık namazım kabul olacaktı. Bu rahatlıkla duaları bitirdim ve sağ tarafıma selam verdim.
O anda arkamda bir gülme patlaması duydum. Arkamda namaz kılan D. gülmekten yıkılıyordu. Gözlerimi kapadım; ne olduğunu anlamıştım: Hocayı beklemeden selam vermiştim. Her şey yolunda giderken son dakikada namazı yanlış kılmıştım. Artık yapacak bir şey yoktu. Devam edip sol omzuma doğru da selam verdim. O anda yanımdaki arkadaşım H.’nin suratını gördüm. Yüzünü büyük bir ciddiyetle bana dönmüş, o da hocayı beklemeden benim tarafa selam veriyordu. Şimdi gülme sırası bendeydi. Meğer H. namaz kılmasını tam bilmiyor, beni takip ediyormuş.
Volkan Gönenç
23-Aralık-2012
İstinye
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.


Yorumlar
Yorum Gönder