Düşen Uçak






Bütün çocuklar uçakları sever, gökyüzünde gördüklerinde küçücük parmaklarını uzatıp heyecanla annelerine gösterir. Benim çocukluğum da ise durumum çok daha farklıydı, çünkü ben uçağı gökyüzünde değil evimizin bahçesinde görürdüm. Evet, evimizin önünde çocuk parkı yerine kocaman, beyaz bir uçak vardı. Bilmiyorum 1970'li yıllarda dünyada kaç çocuğa nasip olmuştur odasının penceresinden bakınca düşmüş bir uçak görmek.

Çocukluğum arkadaşlarımla birlikte onun içinde oynamakla geçmişti. Kanatlarını hurdacılar aldığı için o boşluklardan içine girer türlü, türlü oyunlar oynardık. Parçalanmış gövdesindeki "U.S.AIR FO" yazısı ve kuyruk tarafındaki mavi renkli bir dairenin içinde beyaz bir yıldızdan oluşan amblemi rahatlıkla seçilebiliyordu. Hatta bir gün burnunun altındaki bölümde, metal bir plakada "Dash 7" yazdığını da görmüştüm.
Çocukken içinde oyunlar oynarken uçağın geçmişini pek merak etmezdik, ancak yıllar sonra yine aynı mahalleden çok yakın bir arkadaşım anlatmıştı hikayesini.
1950'li yıllarda soğuk savaş döneminde Boztepe'de bir Amerikan üssü kurulmuştu. 1970'liyılların başına kadar faaliyetine devam eden bu tesisten Trabzon'a birçok miras kalmıştı. Örneğin bugün hala kullanılan Trabzon Havaalanı bu dönemde inşa edilmişti. Pelitli mevkiinde bulunan havaalanındaki ilk pisti üsteki Amerikalılar planlamışlardı ve Trabzon Havaalanı'na inen ilk uçak da bir Amerikan nakliye uçağı olmuştu. Muhtemelen Amerikalılar o yıllarda deniz yolu haricinde ulaşım imkanlarının çok sınırlı olduğu Trabzon'daki üslerinin lojistik ihtiyaçlarından dolayı bu havaalanının yapılması gerektiğini düşünmüşlerdi. (Arkadaşlarımdan B., bu üsde çalışan dayısının herhangi bir pasaport, vize veya resmi bir işlem olmadan askeri nakliye uçaklarıyla Trabzon'dan Amerika'ya günübirlik gidip geldiğini anlatırdı. Babam da 19 Mayıs Kapalı Spor Salonundaki basketbol potalarının kapandıktan sonra bu üsden getirildiğini söylerdi.)
Evimizin önündeki uçak enkazı da bu üsden geriye kalan miraslardan biriydi. Hikayesini anlatan arkadaşım C.'nin ablası yıllar önce çok küçükken üst katlardaki evlerinin balkonunda oynarken yere düşüp komaya girmiş. Durumu öyle ciddiymiş ki o yıllarda kendisine Trabzon'da müdahale etme imkanı yokmuş ve acilen Ankara'ya veya İstanbul'a nakledilmesi gerekiyormuş. Komadaki küçük kızın ise karayoluyla böyle bir uzun yolculuğu kaldıracak durumu yokmuş. Zaman hızla tükenirken doktor olan babası üsdeki Amerikalılardan yardım istemiş. Amerikalılar da kabul edip küçük çocuğu alması için Ankara'dan Trabzon'a bir uçak göndermişler. Ne büyük bir talihsizliktir ki uçak Trabzon Havaalanına inerken kaza geçirmiş ve kullanılamaz hale gelmiş.
İşte bizim içinde oynadığımız uçak bu uçaktı. Komşu bahçenin sahibi önce restoran yaparım diye uçağın hurdasını satın almış, sonra vazgeçip öylece bırakmıştı.
Küçük kıza ne oldu diye merak ediyorsunuzdur. Devam edeyim:
Uçağın inişte kaza geçirmesi herkeste büyük bir üzüntü ve ümitsizlik yaratmıştı. Tek kurtuluş çaresi ortadan kalkmış gibi görülüyor, zaman daralıyordu. Ancak Trabzon üssündeki Amerikalılar pes etmemişler, Ankara'dan bir uçak daha istemişlerdi. Ankara'dakiler de göndermişlerdi.
Küçük kız gönderilen bu ikinci uçakla Ankara'ya nakledilmiş, tedavisi yapılıp hayatta kalabilmişti. Şimdi artık yüksek tahsilini yapmış, ülkesine faydalı bir birey olarak yaşamına devam etmekte.
Yan bahçemize konan bizim uçağa gelirsek: O günden sonra hayatlarında hiç uçağa binmemiş bizim köylülerimiz ilk önce uçağın koltuklarını söküp evlerine götürdüler. 1970'li yıllarda elektriğin gelip gittiği, gece sokak aydınlatması olmadığı için el fenerleriyle dolaşıldığı bir köyden bahsediyoruz. Belki de evlerindeki ilk koltuk takımları bu uçaktan çıkmaydı.
Uçaktan işe yarar bir şey almak çok doğaldı. Hatta ben de uçağın direksiyonu koparıp aldığımı hatırlıyorum. Sene 1978 olmalıydı. Direksiyonu aldıktan sonra annem, babam kızar diye eve götürmekten korkup yandaki mısır tarlasına atmıştım. Keşke saklasaydım.
Uçakta türlü türlü oyunlar geliştirmiştik. Çocuklarla kokpitte pilot olur, lövyeleri uçak sesi çıkararak kaldırıp indirirdik.
Uçakta oyunlarımız için birbirinden ayrı birçok bölüm vardı: Kokpit, ana gövde, alttaki bagaj bölümleri, uçağın üstü ve kuyruk tarafı. Bu bölümler ya eskiden kapı olan geçişlerle, ya da bizler tarafından açılmış küçük deliklerle birbirine bağlıydı. Bu durum da başta saklambaç olmak üzere türlü türlü oyunlar oynamak için ideal bir ortam yaratıyordu.
Sevdiğimiz oyunlardan biri de "taktik bir savaş" oyunu olan silahcılıkdı. Uçakta kalan çocuk grubu pilotların makineli tüfek atışlarının desteğinde pencerelerden dışarıdaki düşman gruba ateş ederdi.
Ancak taş savaşlarında uçağın içindeki grupta olmak iyi değildi. Dışarıdaki grubun attığı taşlar uçağın metal yüzeyinde öyle korkunç sesler çıkarırdı ki içeridekiler gerçekten makineli tüfek atışı altında kaldıklarını hissederlerdi.
Uçağın üstü de işimize yarardı. Pilot penceresinden uçağın burnuna, oradan da üstüne çıkardık. Ben çok korkardım bu işten. Çok çıkmıştım uçağın tepesine, ama her defasında içim endişeyle dolardı.
Uçak deniz tarafına doğru 20-25 derecelik bir eğimle dururdu, dolayısıyla üstünde yürürken dikkatli olmak lazımdı. Oval zemin üzerinde kollarımızla denge sağlayarak yürürdük. Bazen tüm çocuklar uçağın tepesinde şarkılar söylerdik. Bir gün bir kuş yuvası bile bulmuştum tepedeki bir çatlağın içinde. Tüysüz küçücük pembe renkli yavrular ağızlarını açıp duruyorlardı.
Uçağın içinde daima keskin bir pis koku vardı. Bunun sebebi insanların uçağın arka kuyruk kısmını tuvalet olarak kullanmalarıydı. Zemindeki metal kısmın olmadığı, altındaki elyaf yalıtım malzemesinin parça parça etrafa dağıldığı karanlık, pislik dolu bir yerdi burası. Genelde o tarafa gitmezdim, çünkü o karanlıkta neye basacağınız hiç belli olmazdı.
O kadar dikkat etmeme rağmen hayatımın en pis olaylarından biri de başıma o kuyruk tarafında geldi. Bir gün kokpitten arka tarafa doğru koşuyordum ve zemin eğimli olduğu için hızım gittikçe artıyordu. Kuyruğa yaklaşınca sert bir frenle durmayı planlamıştım. Tam durmak için için kuvvetle yere basınca daha hızlı bir şekilde havalandığımı hissettim, önümdeki yuvarlak delikten kuyruk bölümüne doğru uçuyordum. Karanlığın içinde yüzüstü yere düştüm. Bir pisliğe basıp kaymıştım. Canım hiç acımamıştı. Etrafım, elyaf, pamuk ve vıcık vıcık şeylerle dolu bir yerdeydim. O an beni rahatsız eden tek şey ortamdaki ağır pis kokuydu. Canım yanmasa da maalesef başıma neyin geldiğini çok iyi tahmin edebiliyordum. Baştan aşağıya insan pisliğinin içindeydim.
Ayağa kalkıp ve yavaşça o bataklığın içinden çıktım ve uçağın arka tarafından dışarıya atladım. Tüm arkadaşlarım gözlerini açmış hayretle bana bakıyordu. Sanki bir mumya gibiydim, üstüme kağıtlar, pamuklar ve pislikler yapışmıştı. Kimse yanıma yaklaşamıyordu.
O halde dışarıda kalamazdım. Hemen eve gittim. Evde bakıcım Şengül Abla vardı. Beni soydu ve bir leğenin içine koydu ve sanki çamaşır yıkıyormuş gibi beni çitilemeye başladı. Üzerimdeki pisliği çıkarabilmek için gerçekten çamaşır deterjanı kullanıyordu. Utancımdan tek kelime edemiyordum.
Volkan Gönenç
26-Şubat-2012
İstanbul
Not: Nisan 2024 tarihinde bu sayfayı ziyaret eden Batur Avgan isimli bir okurun göndermiş olduğu eposta mesajı benim için çok hoş bir sürpriz oldu. Aktarmış olduğum anıların hiç tanımadığım insanlarların anılarınının da bir parçası olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor. Aradan geçen uzun yılların üzerini örttüğü, artık hatırlanmayan bu yaşanmışlıkların onca sene sonra zihinlerde canlanması ne kadar heyecan verici!
Batur Avgan'da 70'li yıllarda annesinin Karadeniz Teknik Üniversitesi'ndeki görevi sebebiyle yolu Trabzon'la kesişen ve yazımızın kahramanı "düşen ucağın" içinde oynayan çocuklardan bir tanesi. Küçücük yaşında bu uçaktan o kadar çok etkilenmiş ki neredeyse yarım asır sonra hala iş hayatına havacılık sektöründe devam etmekte.
Yaptığımız yazışmalarda düşen uçağın kayıtlarıyla ilgili aşağıdaki linki gönderdi. Kıymetli paylaşımından ötürü kendisine çok teşekkür ediyorum.
https://www.baaa-acro.com/crash/crash-douglas-c-118a-liftmaster-trabzon
Date & Time: Aug 29, 1968
Type of aircraft: Douglas C-118 Liftmaster
Operator: 📷
Registration: 53-3243
Flight Phase: Flight
Flight Type: Military
Survivors: Yes
MSN: 44614/537
YOM: 1955
Country: Turkey
Region: Asia
Crew on board: 0
Crew fatalities: 0
Pax on board: 0
Pax fatalities: 0
Other fatalities: 0
Total fatalities: 0
Circumstances: Suffered an accident at Trabzon Airport. There were no casualties.

Yorumlar

Popüler Yayınlar