Esem Sport

 




Bugün 8 yaşındaki kızıma çoktandır istediği “Nike Air Max” modeli bir çift spor ayakkabı aldım. Genelde kendisine bir şey alınsın diye talepte bulunmayan kızım bir süredir bu marka ayakkabılardan bahsediyor, modellerini akıllı telefonundan takip ediyordu. Ben de bu hafta sonu “Hadi sana spor ayakkabı alalım” diyerek onu sevindirmek istedim, o da bunun üzerine her zaman yaptığının aksine hiç itiraz etmeden kabul etti. Beraber bir alışveriş merkezine doğru yola koyulduk.
Spor mağazasına gelip vitrinde aradığımız modeli görünce kızımın maviş gözleri ışıl ışıl parıldamaya başladı. Birkaç denemeden sonra uygun bedeni bulup alışverişimizi tamamladık ve evimize geri dönmek için arabamıza bindik.
Dönüş yolunda dikiz aynasından kızımın giymiş olduğu ayakkabılara çeşitli açılardan dikkatle baktığını görebiliyordum. Yolda benden evimizin önündeki parkta oynamak için izin istedi; sabırsızlıkla yeni ayakkabılarını test etmek istiyordu.
Evimize varır varmaz heyecanla parka gittik. Kızım Yoğurtçu Parkı’nda neşeyle zıplayarak adımlar atıyor, “Bunlar insanı çok hızlı koşturuyor!” bağırışlarıyla bana sesleniyordu, ayrıca “Hava yastıkları da boyu uzatıyor!” diyerek bilgiççe tatlı yorumlar yapıyordu.
Sanırım her devirde çocuklar spor ayakkabılarını çok seviyorlar. Kızımın bu neşesi bana ben onun yaşındayken rahmetli babamın ilk spor ayakkabılarımı aldığı günü hatırlattı.
Bundan tam 40 sene önce, 1978 yılında Trabzon Uzun Sokak’ta günümüzde Zafer Çarşısı olarak adlandırılan iş hanının olduğu yerde kızıl renkli 4 katlı bir apartman vardı. Uzun Sokak’a bakan cephesinden bu apartmana girildiği zaman enteresan bir şekilde binanın arka kapısından diğer apartmanların arsasında gizlenmiş geniş bir mermer avluya ve onun arkasında da önünde kavisli ikiz merdiveni bulunan içinde kimin oturduğunu bilmediğim gizemli eski bir köşke çıkılırdı. Kırmızı renkli apartmanın 3. katında ise annemin muayenehanesi vardı.
Bir akşamüzeri 2. sınıfında okuduğum Cudibey İlkoku’ndan çıkmış, muayenehanede kardeşimle birlikte babamım gelip bizi eve götürmesi için bekliyordum. Her zamanki saatinde babam muayenehaneye geldi ve sürekli yaptığı gibi bizim bulunduğumuz dinlenme odasının buzlu camına parmağındaki alyansla hafifçe dokunup kapıyı çaldı ve içeri girdi. Kapının önünde durmuş gülümsüyordu. Elindeki karton kutularda bizim için getirdiği sürpriz hediyeler vardı.
Heyecanla koşup babama sarıldım ve bana uzattığı kutuyu elinden aldım. Kapağı açtığım zaman masmavi bir parıltı gözüme çarptı. Üzerinde beyaz çizgileri olan mavi kadife kumaştan yapılmış bir çift spor ayakkabısı tüm güzelliğiyle karşımda duruyordu. Günlerdir televizyonda reklamları çıkan ve tüm çocukları imrendiren “Esem Sport”lardı bunlar. Mavi renkli kadifesiyle siyah beyaz televizyonda göründüğünden de güzeldiler.
“Esem Sport”larımı hızla giyip dışarıda test etmek için muayenehaneden çıkıp kendimi Uzun Sokak’a attım. Yolun karşısında, Meydan Hamam Sokak’ta park etmiş arabamızı gördüm. Günümüzde Doktorlar İşhanı olarak bilinen binanın yerinde eskiden etrafı taş duvarlarla çevrili, büyük bir avlusu olan yıkık bir konak vardı. 61 AL 496 plakalı beyaz Murat 124’ümüz de işte o konağın önünde duruyordu.
Koşarak arabamıza doğru gittim. Ama ne koşmak! Her yere basışımda sanki ayakkabılar beni yerden havaya doğru itiyorlardı. Kuşlar gibi uçuyordum! Sevinçle arabamızın bagajının üstüne oturdum. Ayaklarımı sallayarak spor ayakkabılarımı izliyordum. Akşamım karanlığında beyaz renkli tabanları izler çıkararak parıldıyordu. Kardeşim de yanıma geldi. Beraber ayaklarımızı sallayarak televizyon reklamlarında duyduğumuz şarkıyı söylemeye başladık:
“Esem Sport deyince akla gelir sağlamlık,
Yaşlı, çocuk ve gençler Esem Sport giyerler.”
Tıpkı benim bugün yeni ayakkabılarıyla parkta koşan kızıma baktığım gibi o vakit benim şimdiki yaşımda olan rahmetli babam da sevgiyle bize bakıyordu.
Volkan Gönenç
19-Ağustos-2017
Kadıköy
Fotoğraf: 1978 yılı Haziran ayında “Esem Sport”larımla Cudibey İlkokulu’nun bahçesinde karnemi anneme gösteriyorum.
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar