Ganita'ya Gelen Salıncak


 

Henüz kundakta 20 günlük bir bebekken Trabzon’a gelip bu şehri memleket edinmişim. Çocukluk arkadaşlarım beni ya çok uzun süre oturduğum Dr. Evleri’nden dolayı Kalanima’lı bilir ya da yıllarca okuldan sonra vaktimi annemin muayenehanesinde geçirdiğim için Uzun Sokak’ta yaşadığımı hatırlar. Aslında ilk mahallem Ganita’dır.

Ailemle birlikte ben üç yaşına gelene kadar, yani yaklaşık üç yıl bu mahallede oturmuşuz. İkametim kısa olsa da Ganita küçüklük ve ilk gençlik anılarımı süsler.
Gelin önce 1970’li yılların başındaki mahallemin sınırlarını birlikte dolaşalım:
İskender Paşa Camisi’ne sırtımı verdikten sonra Meydan Parkı’nın önündeki belediye otobüs duraklarını geçip heybetli taş konakların arasından süzülerek Sümer Sineması’nın yanından sahile doğru inince Santa Maria İtalyan Katolik Kilisesiyle çocukluk mahallem başlardı. Arnavut kaldırımlı dar sokakta yürümeye devam edince karşıma heybetli bir kayaya tırmanmış eski bir Ceneviz kalesi çıkardı. Şimdilerde adına Güzel Hisar deniyor. O kayanın ucunda ise rahmetli dedemin ellimden tutarak beni gezdirmek için götürdüğü Kalepark Askeri Gazinosu bulunmaktaydı.
Kapıda nöbet tutan askerler yaşlı dedemin selamıyla bizi hiç sorgulamadan içeri alırdı. Ben masallar yerine rahmetli dedemin milli mücadele ve kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüğüm için askerlerin dedemi tanıdığını ve o sebeple sorgusuz sualsiz bizi içeri aldığını düşünürdüm.
Hem doğuya hem de batıya hakim bu yüksek kayanın üstündeki düzlükte kurulmuş Kalepark içinde gazinosu ve büyük bir parkı olan askeri bir tesisti. Doğusunda hemen eteklerindeki limana ve eski adı Dafnunda olan komşumuz Çömlekçi mahallesine tepeden bakardı.
Yüksekten izlediğim limandaki dört ayak üstündeki kulelere ekli uzun vinçler ve yanıbaşındaki devasa TMO siloları hep dikkatimi çekerdi. Daha doğuda limanın sonunda ise dumanı daima tüten bir çimento fabrikası vardı.
Komşumuz Çömlekçi mahallesi limanın hemen kıyısında kurulmuş, eski ahşap evlerle ve köhnemiş otellerle dolu harap bir muhitti. Burada limanın kenarında Ayos Elefterios isimli tarihi bir de kilise varmış ki ben ona yetişemedim.
Dedemin elinden tutup Kalepark’tan güney batıya baktığımda ise mahallemiz Ganita karşımıza çıkardı. Mahallemizin deniz sınırını altımızdaki kayalıkların yamacında kurulu ve mükemmel taş işlemeli trabzanlarla süslü Ganita Çay Bahçesi oluştururdu. İnsanlar çay bahçesinin önünde denizin içinden çıkıp yükselen “Tombul Kaya”yı seyrederek huzurla çaylarını içerdi.
Biraz daha batıda ise sahilden denizin içine girmiş hem mimarisiyle hem de adıyla muhteşem Emperyal Gazinosu vardı. Ne zaman şehir dışından misafirlerimiz gelse rahmetli babam ve annem konuklarını ağırlamak için bizi buraya getirirdi.
Sahilin kıyısındaki asfalt yol altımızdaki kayanın içine oyulmuş bir tünelden doğuya doğru devam ederdi. Yolun güneyine baktığımızda ise eskiden Kemerkaya Rum Koleji olarak faaliyet göstermiş ve şimdilerde Anadolu Lisesi olan o zamanki Öğretmen Okulu tüm ihtişamıyla bizi selamlardı. Bu okulun hemen doğusunda ise Trabzon kültür tarihinde bir facia yaşanmıştı ki eski kartpostallarda gördüğümüz kadarıyla eşine az rastlanacak güzellikte bir yapı olan Ayos Gregorios Metropolit Kilisesi benim zamanımdan bir süre önce yerle bir edilmişti.
Kalepark’ın içindeki askeri gazino sonradan da benim için heyecanlı ve mutlu anılara ev sahipliği yapacaktı. 1976 ve 1981 yılları arasında devam ettiğim Cudibey İlkokulu’nda her sene bu gazinoda gerçekleşen 23 Nisan Çocuk Bayramı balosunun biletleri satılırdı. Bayram sabahı stadyumda yapılan merasiminin ardından kız, erkek tüm çocuklar bayram kostümlerimizle veya bando kıyafetlerimizle bu baloya katılırdık. Baloya diğer ilkokullardan da çocuklar geldiği için aramızda çekişmeler olur, stadyumda gerçekleşen bayram merasiminde hangi okulun daha başarılı olduğu hakkında tartışmalar yaşanırdı.
Evimiz küçüklük fotoğraflarımdan anladığım kadarıyla sahildeki yola, Ganita Çay Bahçesi’ne ve Ceneviz Kalesi’ne bakardı. Rahmetli babam üst kattaki evimizin penceresinden bakıldığında yüksek duvarlarla çevrili İtalyan Santa Maria Katolik Kilisesinin bahçesinin görüldüğünü söylerdi. Bu bahçede rahiplerin kendilerine has kıyafetleriyle toplandıklarını, hatta Müslüman yerel halktan birçok kişinin şifa bulmak amacıyla onları ziyaret ettiğini hayretle anlatırdı. Doktor olan babam için insanların hastalıklardan kurtulma amacıyla kiliseye gelmeleri şaşkınlık verici bir gözlem olmalıydı!
Bu anlatılardan ve fotoğraflardan yola çıkarak Ganita’daki ilk evimizin Gazipaşa Yokuşu’ndan sahile inerken sağ tarafta adı şimdi İdeal Sokak olan sokağın sonunda olduğunu düşünüyorum. İlk evimiz diyorum çünkü Ganita’da aynı sokak üzerinde hala var olan Can Apartmanı’nda da bir süre oturmuşuz.
Emin olmasam da yaptığım okumalardan edindiğim izlenime göre evimizin bulunduğu bu sokak 1800’lü yıllarda Trabzon’da İngiliz Konsolosluğu’nun da bulunduğu kıymetli bir sokaktı (1). Benim için asıl kıymetli olan ise gelecekte 3 yıllık lise hayatım boyunca istisnasız tüm hafta sonlarımı geçireceğim Yılmaz Dersanesi’nin de bu sokakta olmasıydı. Şirin beyaz bir köşkte bulunan bu dershanede ne kadar büyük arkadaşlıklar kurduk, gençliğin verdiği heyecanla ne kadar çok güldük ve ne kadar yüksek seviyede eğitim aldık, anlatmakla bitmez!
Gelelim mahallemizin adı olan Ganita isminin kökenine: İnternette kopyala yapıştır formatında kaynak gösterilmeden yapılan bilgilendirmelerde “güzel yer” olarak ifade edilse de ben bu bilgiye itibar etmiyor ve muhtemelen mahalledeki Ceneviz Kalesi’nin Türkçe adı olan “Güzel Hisar”dan gelen hatalı bir yakıştırma olduğunu düşünüyorum.
Araştırmacı Yazar Özhan Öztürk Ganita adının “sazlık” ve “sepet” anlamına gelen Yunanca “κανητιον” (kanition) kelimesinden geldiğini, bölgenin sazlık ve bataklık olmasından dolayı bu ismin verildiğini söylemektedir (2).
Karadeniz Rumcası üzerinde araştırmalar yapan Vahit Tursun’un Rumca sözlüğünde ise “κανετα” (kaneta) kelimesi sürahi anlamına gelmektedir (3). Tursun’un sözlüğündeki bu kelime bende hemen hasbelkader öğrendiğim İspanyol lisanında sürahi olmasa da “bira bardağı” anlamına gelen “caña” (kanya) kelimesini çağrıştırdı. Bunun o dilin kurallarına göre küçük hali cañita olurdu ki o da “kanita” olarak telaffuz edilir ve “küçük bira bardağı” anlamına gelirdi. Bölgenin tarihinde bir Latin etkisi olduğunu bildiğimden ister istemez acaba geçmişte limana gelen denizcilerin içki alemleriyle alakalı bir durum mu var diye kendime sormadan da edemedim. Ancak İspanyolca sözlükte cañita (kanita) kelimesinin bir anlamının da “kamış-içmeye yarayan kamış” olduğunu öğrenince “Öztürk”ün tezine de yaklaşmış olduğumu gördüm. Artık kararı hayal gücümüz verecek!
Benim hayatımda hatırladığım ilk anı, hafızamdaki en eski görüntü de 2 yaşlarındayken Ganita’daki evimizde karşılaştığım güzel bir sürprize aittir. Sakın demeyin ki insan 2 yaşındayken başından geçen bir şeyi hatırlar mı diye! Ben hatırlıyorum, hem de daha dün gibi!
Bir masanın yanında ayakta duruyor ve ilerimdeki salondaki büyük pencereye doğru bakıyordum. İşte hafızamdaki en eski görüntü bu: Büyük bir pencere ve içeriyi dolduran bembeyaz aydınlık.
Birden masanın sol tarafındaki sokak kapısına doğru koşmaya başladım. Hafızamdaki bu görüntüler bir tül perdesinin ardından süzülüyormuşçasına beyaz bir bulanıklığın içinde. Açık sokak kapısından merdiven boşluğuna doğru bakıyorum. Karanlığın içinde anneciğimin bana bakan gülen yüzü parıldıyor. Babamla birlikte metal çubuklardan yapılmış büyük bir şeyi taşıyarak merdivenleri çıkmaya çalışıyorlar. İkisinin yüzünden de mutluluk saçılıyor. Bu andan sonra hafızamda kısa bir kopukluk oluyor. Sonra tekrar masanın kenarında olduğumu hatırlıyorum. Babam ve annem karşımda kırmızı renkli oturağı olan bir salıncağın ışıldayan metal ayaklarını kuruyorlar.
İşte ilk hatıram. Önceleri ailemden kimse inanmıyordu 2 yaşımdaki bir olayı hatırladığıma. Bu mutlu olayı kafamda kurduğumu sanıyorlardı, ancak salıncağın geliş şeklini, 3 yaşıma gelmeden taşındığımız evin salonunu, masanın ve pencerenin yerini tarif ettiğimde hayretle bana inanmak durumunda kaldılar.
Hatta o evle ilgili zihnimde bir başka komik hatıra daha var ki anlattığımda artık hafızamdan kimse şüphe etmez olmuştu:
Küçük bir mutfakta aile fertleri ve akrabalarımızla kalabalık bir grup halindeydik. Mutfağın balkon kapısı açıktı. Annem bir elinde ekmek bıçağı olduğu halde önündeki oval ekmek kutusunun kapağını kaldırdı. Kapağı kaldırır kaldırmaz da bir çığlık attı. O an mutfağın içindeki herkes ayağa kalıp korkuyla bağırmaya başladı. Mutfak kapısının yanında ayakta duran Gülay Teyze’min eliyle ağzını kapatmış halde bağırmasına gözlerim takılmıştı. Derken babam ekmek kutusuna doğru hamle yaptı. Ekmek kutusundan bir torba çıkardı ve açık olan balkon kapısından dışarıya doğru torbayı fırlattı.
Meğer tüm bu kargaşanın sorumlusu ekmek kutusundan çıkan bir fareymiş. Zavallı farecik; sonradan öğrendim ki evimiz 6. kattaymış!
Volkan Gönenç
Kadıköy
25. Haziran. 2024
1. George Finlay, Sketch of Trebizond
2. Özhan Öztürk, Antik Çağlardan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi-Pontus
3. Vahit Tursun, Romeika-Türkçe Sözlük-Trabzon Rumcası
Not: Fotoğraflarda Ganita'daki evimizin balkonunda, annemin kucağında ve salıncakta kardeşimi sallarken görülüyorum.
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar