Hayata Işık Tutanlar-1
Çoğumuzda çocukluğumuzun ve gençliğimizin neşeli günlerinden kalan okul fotoğrafları vardır. Geçen yıllar içinde nadiren dönüp baksak da bu fotoğrafları itinayla saklamak güzel bir alışkanlığımızdır. Yıllar geçip de bu fotoğrafları elimize aldığımızda hayat meşguliyeti içerisinde zamanın nasıl hesapsızca geçtiğinin farkına varır “40 sene önce ilkokuldan mezun olmuşum!” veya “İnanamıyorum, liseyi bitireli 35 sene olmuş!” diye hayret içinde kalırız. Fotoğraflardaki detayları inceler çaresiz bir özlemle geçmiş halimize imreniriz.
Fotoğraf sözcüğü özünde Yunanca ışık anlamına gelen “fos (φῶς)” ve yazı anlamına gelen “grafi (γραφή)” sözcüklerinden oluşur. Yani fotoğraf ışıkla yazılan yazı demektir. Eski resimlere baktığımızda biz de o ışığın hiç sönmediğini görürüz. Zamanın bizi törpülemesine rağmen çocukluğumuzdan ve gençliğimizden kalan ışığının fotoğraf kağıdında yıllara karşı büyük bir zafer kazandığını hayretle izleriz. Hele bir de bu eski fotoğraflar dijital ortama aktarılmışsa! İşte o zaman çocukluğa ve gençliğe has ve arkasında bin bir türlü muzipliği ve heyecanı barındıran neşeli mimikler teknolojinin dokunuşuyla hepten canlanır ve uzun yılların ötesinden en ince ayrıntısına kadar okunabilir hale gelir.
Bir de artık hayatta olmayan büyüklerimizden kalan fotoğraflar vardır. O fotoğrafların artık ilk sahipleri yoktur. Çocukları veya torunları saklamazsa ya çöp olurlar ya da Kadıköy’de çokça görüldüğü gibi sahaflarda veya antikacılarda karton kutuların içinde kendileriyle aynı akıbeti paylaşan ve hiç tanımadıkları akranlarının fotoğraflarının arasında tanesi 1 liradan meraklısına satılmayı beklerler. Sonları hüzünlü olsa dahi fotoğraf kağıdının üzerindeki ışıkları sönmez, parıldamaya devam ederler.
Ben siyah beyaz dönemlerden kalma kendi fotoğraflarımın yanı sıra ebediyete intikal eden akrabalarımın fotoğraflarını da saklıyorum. Böylece geçmişe hakim olduğumu düşünüyor, yaşanmışlıkları geleceğe taşıyarak onları ölümsüzleştirdiğime inanıyor ve bundan büyük haz duyuyorum.
Eski fotoğrafları incelerken geçmiş dönemlerdeki insanların eğlence anlayışını, modayı izleyebiliyor ve ana temanın arkasında gizlenmiş detaylardan dönemin mimarisini, sosyoekonomik yapısını mucizevi bir şekilde yılların ardından gözleyebiliyorum. Beni etkileyen çok fotoğraf var, ancak yazımın başında bahsettiğim okul fotoğrafları en çok duygulandıranlar.
Çoğunun yaşlılığına ve artık takatsiz kalıp vefatına tanık olduğum insanların okul fotoğraflarına bakıp çocukluklarındaki ve gençliklerindeki enerjiyi ve coşkuyu görmek büyüleyici bir his. Neredeyse 100 yıl sonra artık hayatta olmayan öğrencilerdeki masumiyet, öğretmenlerdeki şefkat ve vakar fotoğraflarda hala ışıldamakta.
Özellikle cumhuriyetimizin yeni kurulduğu yıllardan kalan fotoğraflarda görülen, varlık mücadelesi verdiğimiz harplerin ardından poz veren öğretmenlerimizin asaleti gurur verici.
Masumiyet ve neşe çocuklarda ve gençlerde coşan duygular. Bunu hem kendi anılarımızda hem de fotoğraflarda görüyoruz. Peki ya öğretmenlerdeki vakara ne demeli! 1920'lerden günümüze kadar elimdeki tüm fotoğraflara baktığımda öğretmenlerin öğrencilere karşı duydukları şefkat ve gururun zamandan bağımsız olduğu ve bu duyguların aynı şekilde devam ettiği açıkça görülüyor.
Bu gözlemlerimin verdiği ilhamla içtenlikle bana ışık tutan ve hayatımın akışını olumlu yönde etkileyen öğretmenlerimle, “hocalarımla” ilgili bir yazı serisi yazmaya karar verdim. İsterim ki onların hatıraları bu yazı serisi vasıtasıyla devam etsin, gelecek için ilham kaynağı olsun ve fotoğraflardaki ışık yazılarda devam etsin.
Yazımızın ekindeki fotoğraflar 1928-1951 yılları arasında İzmir, Amasya, Sivas ve Samsun’da çekilmiş rahmetli annem, babam ve amcalarıma ait okul fotoğraflarıdır. Hepsinde öğretmen ve öğrenciler cumhuriyetimizin gurur ve aydınlığını yansıtmaktadır. Fotoğraflardan birinde rahmetli annem 1951 yılında İzmir Kız Lisesi’ni ziyaret eden Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yle görülmektedir.
Volkan Gönenç
9 Mayıs 2023
Kadıköy
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.
.png)

Yorumlar
Yorum Gönder