İlk Gün Doğumu

 1979 yılı olmalıydı, 10 yaşında var veya yoktum. Bir gün güneş nasıl doğar diye bir merak düştü içime. Acaba nasıl dünyaya geliyordu gün ortasında çıplak gözle bakamadığım o sarı yuvarlak?

Hiç canlı olarak görmemiştim güneşin doğuşunu. O zamanlar televizyon yayınları renkli değil, yazılı basın da yaygın değildi. Belki kartpostallarda bir iki tanyeri manzarası görmüştüm. Sanırım o sebeple biliyordum gün doğumunun ne kadar muhteşem, imrenilmesi gereken bir doğa olayı olduğunu.
Bir temmuz akşamı kendimle bir anlaşma yaptım ve sabah gün doğmadan kalkmaya söz verdim. Bir tavuğun yem yiyerek saniyelerini ilerlettiği masa saatimi kurarak heyecanla yatağıma yattım.
Sabah erkenden, henüz evde kimse kalkmamışken saatin kulak tırmalayıcı zil sesiyle uyandım. Hemen pencereden dışarı baktım. Hava hala karanlıktı. Yatağımdan kalkıp evimizin deniz tarafındaki balkonuna doğru koşarak gittim. Balkon kapısını açınca Karadeniz'in yumuşak sabah esintisi yanağımdan öperek beni selamladı.
Henüz ne doğa uyanmış ne de köyümüz uyanmıştı. Sadece sahile nazlı nazlı dokunan Karadeniz'in sesi duyuluyordu. Birden Çadır Dağı tarafındaki camimizden kulaklarımızı okşarcasına güzel bir ezan okundu. O an sanki bir orkestra şefinden işaret almışçasına kuşlar cıvıl cıvıl ötüşmeye başladı. Doğa canlanıyordu. Demek ki beklediğim an da yaklaşıyordu.
Denizin üstünden ufka doğru bakarak beklemeye başladım. Hava temizdi, deniz temizdi, duygular da temizdi. Doğa uyanıyor, güneşten önce huzur ve esenlik doğuyordu.
Ufuk iyice kızıllaşmıştı. Köyümüzden yaklaşık 10km uzakta bir burun şeklinde görülen Trabzon'un ucunda, güneş serili bir tül gibi duran Karadeniz'in içinden kendini göstermeye başladı.
Doğum nasıl bir insan için hayata geliş ise, güneşin doğuşu da bir hayata gelişti. Kızıl güzellik ilk defa kendisini seyretmeme izin veriyor, ben de gözlerimi ayırmadan onu izliyordum.
Güneş yükselirken dalgaların narin sesi sertleşiyordu. Gözlerim de yavaş yavaş kamaşıyordu. Demek ki doğadaki dinginlik artık bitiyor, günlük hayat mücadelesi başlıyordu. Kuşlar da konserlerine son vermişler, rızıklarının peşine doğru uçuşuyorlardı.
Güneş artık tahtına oturmuştu. Hayatı borçlu olduğumuz bu kor daire tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Bulunduğu yerden bütün Karadeniz'e ve bütün gökyüzüne hakimdi.
Sabah o saatte kalkmak çocuk halimle bana çok zor gelmişti. Kim bilir belki bir daha uzun süre karşılaşamayız diye o anki manzarayı tüm benliğimle algıladıktan sonra güneşi selamlayarak vedalaştım.
İşte benim güneşim o temmuz sabahında Trabzon'un Söğütlü Köyünde doğdu. Ne zaman batacağını ise yüce Allah bilir.

Volkan Gönenç
17-Ağustos-2014
İstanbul

Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.                  


                              


Yorumlar

Popüler Yayınlar