Kadıköy'de Bir Cumartesi

 



Çok şükür cumartesi geldi; hem de güneşle, ışıltıyla birlikte geldi. Ne güzel baharı karşılamak!

Hafta içi ofiste kapalı kalmanın verdiği özlemle evdeki işlerimi aceleyle halledip atıyorum kendimi bisikletimle dışarıya. İşte mutluluk! Nisan esintisini ciğerlerime doldurup süzülüyorum Moda sahilinden Kadıköy'e doğru.
Saat henüz 12 olmuş, ama Kadıköy Çarşısı şimdiden kalabalık. Alışveriş yapanlar, arkadaşlarıyla gezenler, sevgilileriyle buluşanlar, yani bir haftalık yoğun iş maratonunun sonunda gönüllerince bir gün yaşamayabilmenin fırsatını arayanlar doldurmuş etrafı.
Restoranlar da açıkhavada sokağa komşu masalarda öğle servisine başlamışlar; balıklar ve mezeler beyaz masa örtüleri üzerinde yerlerini almışlar bile. Anason kokuları daha bu saatte havadaki nisan esintisine karışmaya hazırlanmakta.
Bu manzara içinde benim de canım balık çekiyor. Av yasağı başlamadan güzel bir balık yiyeyim diyorum içimden ve üzerimdeki spor kıyafetime aldırmadan karşıma çıkan ilk restorana giriyorum. Garsonların yardımıyla bisikletimi de bir köşeye sıkıştırıyoruz.
50'li yaşlarının ortalarında, pantolon ve ceketi zorla birbirine uydurulmuş dinç bir garson bana servis yapıyor. Yüzünün alın kısmında henüz alınmamış dikişleri dikkatimi çekiyor. "Acaba nasıl bir kavgada aldı bu yarayı? Kesin müşterilerden biri şişeyi kafasında kırmıştır" diye kendi kendime konuşuyorum.
Yüzündeki yarasına, kıyafetinin biçimsizliğine ve orta yaşına rağmen uzun boylu, gösterişli ve hareketli biriydi garson. Yanından geçen bir turist kadınla Fransızca konuşuyor ve restorana davet ediyordu. Öyle güzel konuşuyordu ki kendisini görmesem Jean Gabin mezarından kalkmış da burada çığırtkanlık yapıyor derdim. Merak edip kendisiyle sohbete başladım:
"Ne oldu yüzünüze, kavga mı ettiniz?"
"Yok trafik kazası. Takside giderken bir araba bize çarptı. Ben de korkudan kapıyı açıp kendimi dışarı attım. O arada koşarken yoldaki duvara çarptım!"
Memleketimizden trajikomik bir hikaye daha. Gülümseyerek sormaya devam ettim:
"Çok güzel Fransızca konuşuyorsunuz. Aksanınız mükemmel. Nasıl öğrendiniz?"
"Çok bayan arkadaşım oldu Abi."
Ceketi, pantolonu ve kravatı zorla birbirine uydurulmuş orta yaşlı garsonumuz meğer neler yaşamış! Herkesin hayatı bir başka gizem, herkes bir başka cevher.
Masamda keyifle etrafımı seyrediyordum. Şişman bir sokak köpeği de sandalyemin yanında yere uzanmış miskin miskin bana eşlik ediyordu. Yanımdan akan rengarenk insan kalabalığı, balık tezgahları, manavlar, aktarlar saatlerce izlesen bıkmayacağım bir curcuna oluşturuyordu. Sokağın en ucunda Aya Efimiya Rum Kilisesi, ortasında Surp Takavor Ermeni Kilisesi ve bir arka paralelinde ise Sultan 3. Mustafa İskele Camisi bulunuyordu. İşte tam bir İstanbul mozaiğinin içindeyim.
Yolun başında bir adam geldi. Masaların arasında kaldırıma oturdu ve kocaman sepetini yanına yerleştirdi. Bıyıklı, belli ki az beslenmekten dolayı zayıf kalmış, ama gözlerinin feri sönmemiş bir hamaldı karşıma oturan.
Gelip geçenleri, içki içenleri, sevgilisine sarılanları seyretti. Zengin sofralarında tıka basa yiyip içenlerin arasında soluklanırken bir sigara dahi yakmadı, sadece bakındı parıldayan gözleriyle. Asker molası gibi 5 dakika sürdü dinlenmesi. Aniden sağlam ve güçlü bir şekilde ayağa kalktı o çelimsiz vücut, yüzündeki umutla, gözlerindeki parıltıyla. Sepetini yüklendi, yoluna gitti.
Evet yanılmıyordum. Herkesin hayatı bir başka gizem, herkes bir başka cevherdi.
Volkan Gönenç
18-Nisan-2015
Kadıköy

Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar