Kar Tatili
Bir kelime grubu var ki her duyduğumda bende daima neşeyi çağrıştırır ve zihnimde bir mutluluk patlamasına neden olur: Okul Tatili!
Ne okul sözcüğünü ne de tatil sözcüğünü tek başına duyduğumda aynı hisse kapılırım, ama bu iki sözcük bir araya geldi mi sanki iki farklı maddenin bir deney tüpünde karışmasından sonra kimyasal bir tepkime vererek renkten renge girip dumanlar çıkarması gibi içimde bir enerji patlaması olur ve mucizevi bir şekilde çocukluğumun en güzel anlarına doğru yolculuğa çıkarım.
Bu büyülü yolculuğun değişmez adresi ise 1970'li ve 80'li yıllardaki Trabzon, Doktor Evleri'ndeki yaz tatillerimdir. Ödevlerle ve sınav telaşıyla dolu bir ders yılı sonrasında yaz mevsimine ulaşıp arkadaşlarımla oyunlar içinde geçireceğim ve hiç ders çalışma zorunluluğumun olmadığı koskoca bir 3 aya sahip olmak büyük bir mutluluktu.
Bir de şubat tatili vardı ki benim için o yaz tatilinin üzgün küçük kardeşi gibiydi. Yaz tatilinin hep gölgesinde kalmış, sadece 2 hafta olduğu için abisine gösterilen ilgiden pay alamamış buruk bir kardeş. Düşünsenize 3 aylık koskoca bir yaz tatilinin yanında 2 haftacık, başlamasıyla bitmesi bir olan bir tatil.
Gerçekten şubat tatillerine girince sevinecek miyim yoksa üzülecek miyim bilemezdim. Tatil başlar başlamaz ha bitti ha bitecek diye kendimi strese sokardım.
1983 yılının şubat tatili ise farklıydı. Orta ikinci sınıftaydım. Kalanima'da kah köydeki arkadaşlarımla oynuyor, kah evimize çekilip kitap okuyordum. Babamın bana aldığı Milliyet Yayınları'ndan çıkan Resimli Klasikler serisini okumayı çok severdim. Bu seride meşhur dünya klasikleri çizgi roman halinde yayımlanıyordu. Alexandre Dumas'ı, Charles Dickens'i, Walter Scott'ı, Mark Twain'i ve daha birçok ünlü yazarı okumayı öğrendiğim günden itibaren bu çizgi romanlar sayesinde tanımıştım.
Kütüphanemdeki en sevdiğim bir başka seri ise 20. Yüzyılın Kitapları adı altında yayımlanmış 8 ciltlik bir seriydi. Bunların içinde Bugün Ne Oldu isimli cildi pek merakla okurdum. Takvimin o gününde tarihte hangi önemli olayların olduğunu anlatırdı.
Trabzon'da kışlar ılıman geçerdi. Dolayısıyla biz çocuklar şubat tatilinde dışarıda oynayabiliyorduk. Yeteri kadar çocuk toplanabilirsek aramızda futbol maçı yapardık. Eğer sayımız maç yapmaya yetmezse ben kaleci olur Hacı Osman veya Zafer de bana şut çekerdi. Yerel ağızla bu oyuna "kaleciyi alıştırmak" derdik.
Kışın o çamurlu çimenliklerde topa planjon yapmak, üstümüzü başımızı kirletmek hiç sorun olmazdı. Saf, tertemiz bir doğanın içindeydik. Elbiselerimize bulaşan çamurları temizlemek de çok kolaydı. Çamurlar kuruyunca kıyafetin kumaşını birbirine sürterek yani "çitileyerek" hemen temizlerdik.
O yıl şubat tatilimin ilk haftasını bu şekilde okuyarak ve oynayarak geçirdim. Artık tatilin bitmesine sadece bir hafta kalmıştı.
Derken bir sabah uyandığımda odamın penceresinden dışarısının bembeyaz bir örtüyle kaplanmış olduğu gördüm. Trabzon sahiline nadir kar yağardı ve o sabah her yeri karla kaplı görmek beni çok heyecanlandırmıştı. Kar sadece yağmakla kalmamış bir de "tutmuştu"!
Hemen üzerime kıyafetlerimi giyip sevinçle kendimi dışarı attım. Karda oynamak için köydeki arkadaşlarımı bulmaya çalışıyordum.
Yağan karın oluşturduğu sisin ardından gelen neşeli çocuk cıvıltılarını duyabiliyordum. Etrafı kaplayan beyazlığın içinde burnuma çevredeki köy evlerinde yakılan çıraların, odunların isli hoş kokuları geliyordu. Bir süre sonra arkadaşlarımı gördüm. Onlar da dışarı çıkmışlar birbirlerine kartopu atıyor, birbirlerini itip bembeyaz karların üzerinde yuvarlanıyorlardı.
Tüm çocuklar sevinçten çıldırmış gibiydik. Kollarımızı gökyüzüne doğru açmış lapa lapa yağan karı kucaklıyor, dört biryana koşuşup, avazımız çıktığı kadar bağırıyorduk.
Birden nereden geldiyse kalın naylon torbalar ortaya çıktı. Boyları neredeyse boyumuza uzanıyordu.
"Uşaklar alın habu laylonları!" diye bağırdı çocuklardan bir tanesi. Bir diğeri de hemen merakla sordu:
"La ne edeceğiz hau laylonlarla?"
"Kayacaaz da!"
İçimizde en hareketli olan çocuklardan biri karla kaplı bayıra naylon torbayı serip üzerine oturdu ve torbanın ucunu iki eliyle büzüştürüp bacaklarının arasına aldıktan sonra ayaklarını kaldırıp bayırdan aşağıya doğru kaymaya başladı. Gerçekten de naylon torba bir kızak gibi kayıyordu.
Bu manzarayı görünce biz de hemen birer naylon torba kapıp kendimizi bayırdan aşağıya bıraktık. Süratle aşağıya doğru kayarken bağrışlarımız havada çınlıyor, kayarken birbirine çarpıp karlarda devrilen arkadaşlarımızın kahkahaları gökyüzünde yankılanıyordu.
"La az galdi gabandan aşağı uçaydık denize!"
"Uşaklar kesildim geliyrum, gaçın!"
"La az yavaş da!"
En çok güldüğümüz an ise bayır aşağı hızla kaydıktan sonra yokuşun bittiği noktaya ulaştığımız andı. Eğer bu noktada önümüze bir kar birikintisi rastlarsa şanslıydık, çünkü karların içine gömülüp durabilirdik, yoksa işin sonunda soğuktan donmuş toprağa sertçe çarpıp yuvarlanmak vardı.
Yağan kar sayesinde o gün, ertesi gün ve bir sonraki gün büyülü bir şekilde, tarifsiz bir neşeyle geçti. Ne var ki artık şubat tatilinin son günlerine yaklaşıyorduk ve muhteşem rüyamız sona ermek üzereydi. Derken radyoda bir anons duyduk:
"Yoğun kar yağışı sebebiyle Trabzon ilinde şubat tatili 1 hafta süreyle uzatılmıştır."
İnanılmaz bir haberdi bu. Rüyamız devam ediyordu. Kar yağışı devam ediyor bizler de tüm gün sanki İsviçre'nin meşhur kayak merkezlerinden birindeymiş gibi Söğütlü Köyü'nde karlar üzerinde naylonlarla kayıyorduk. Mutluluktan yeni eklenen bir hafta tatilin nasıl geçtiğini anlamamıştık bile! Derken bir radyoda bir anons daha:
"Yoğun kar yağışı sebebiyle ilimizdeki ilk ve orta dereceli okulların açılışı bir hafta daha ertelenmiştir."
İşte bu anonsla yaşanan mutluluk bir ömür boyu unutulmadı.
Volkan Gönenç
25/Ağustos/2013
İstanbul
Not: Fotoğrafta Trabzon'a yağan yoğun kar nedeniyle arabasıyla yola çıkamayan rahmetli babam Dr. Nejat Gönenç evinin önünden işe doğru giderken görülüyor.
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.


Yorumlar
Yorum Gönder