New Castle upon Tyne

 



Okuyacağınız bu yazı Kaptan Vural Onur'a ait olup hatıralarından alıntıdır:
Sanırım 1960 yılı yazı olmalıydı. Yüksek Denizcilik okulu, güverte ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçmiştim. Koctuğ Denizcilik İşletmesine yapmış olduğum isteğe bağlı olarak staj başvurum kabul edilmişti. Benimle birlikte Güverte birinci sınıftan ikinci sınıfa geçen Erol Ayvaz (1) ve Engin Güven'de (2) stajyer olarak kabul edilmişlerdi. Üçümüzü birden "Fethiye" gemisine verdiler.
Sorunsuz bir yolculuktan sonra, Türkiye’den aldığımız dökme krom yükünü boşaltmak için İngiltere’nin New Castle upon Tyne limanına giriş yapmak üzere Tyne nehri ağzına geldik ve kılavuz aldık. Nehir girişinde akıntılar dümen tutmayı zorlaştıracak kadar güçlüydü. Kurşuni yağmur bulutlarıyla kaplı havaya çisenti eşliğinde esen rüzgâr da eklenince keyifsiz bir gün yasayacağımız duygusuna kapılmıştım. Nehrin içinden limana doğru ilerlerken sağ ve solumuzda nehir kıyısında belirgin bir fakirlik göze çarpıyordu. İngiltere’de olduğumuza inanmak zordu. Biraz ilerledikten sonra, taranarak dairesel derin ve geniş bir alan haline getirilmiş gemilerin dönüş yerini (swinging basin) geçtik. Kılavuzdan öğrendiğimize göre nehir dar olduğu için limandan çıkan gemiler römorkörle kıç tarafından çekilerek buraya getiriliyor, pruvası nehrin çıkışını ağızlayacak şekilde 180 derece döndürüldükten sonra yol verilip nehirden o şekilde çıkıyordu.
Dönüş yerinden biraz daha ileride, sancak tarafımızda o zaman için ünlü gemilerin inşa edildiği tersaneyi gördük. Bu tersanenin bir özelliği de nehir dar olduğu için inşaatı takiben kızaktan indirilen gemilerin iniş hızıyla nehrin karsısında karaya oturup hasarlanmasını önlemek amacıyla inşaat kızaklarının nehre paralel olarak konumlandırılması ve gemilerin geleneksel olarak yapıldığı gibi kıçtan değil, bordadan (yandan) denize indirilmesiydi. Bu teknik o zamanlar için oldukça yeni ve önemli sayılıyordu.
Sonunda aksama doğru limana geldik. Burası Tyne nehrinin iki yakasında antrepolar ve rıhtımlardan oluşmuş küçük bir tesisti. Biz derin draft gemilere ayrılmış olan sağ taraftaki rıhtıma yanaştık. Kılavuz gemiden ayrılırken burada met ile cezir arasında düzey farkının 5-6 metreyi bulduğunu, buna belki alışık olmadığımız için halatlara çok dikkat etmemiz ve 24 saat aralıksız halatlar ve borda iskelesi başında nöbetçi bulundurmamız gerektiğini belirtti.
Arkasından gelen acente ise, isçilerle yönetim arasında anlaşmazlık olduğu için yarın boşaltma olmayacağını bildirdi.
O yıllarda İngiltere’deki isçi sorunları ve grevleri anımsayanlar bunun gayet doğal olduğunu bileceklerdir. Doğal olmayan ise bizim gibi limanlarda günde neredeyse 24 saat yükleme boşaltma temposu ile çalışan insanların böyle bir olayla karşılaşmasıydı.
Acenteyi yolcu edip güverteye çıktığımda, yanaşırken neredeyse aynı hizada olduğumuz rıhtımın küpeştenin 2-3 metre yukarısında kalmış olduğunu, borda iskelesinin de neredeyse 50-60 derecelik bir açı ile rıhtımdan güverteye uzandığını gördüm.
Kadromuz çok deneyimli zabitan ve mürettebattan oluştuğu için onlar benim gibi her şeyi hayretle karşılamak yerine gerekli her turlu tedbiri almışlardı bile. Baş ve kıçta halatlar muntazam olarak boş konuluyor-boşu alınıyor, borda iskelesi vinç kocasına asili vaziyette, geminin yükseliş ve alçalışlarını takip edecek şekilde konumlandırılıyordu.
Ertesi sabah uyandığımızda posta yoktu hava da güneşliydi. İkinci kaptanımız personel boş kalmasın diye çeşitli bakım tutum islerini düzenliyordu. Biz stajyerlere de güvertede denizin etkisiyle pas tutmaya yüz tutmuş bölgeleri el paspası ile yoklayıp astar (o zaman fenercilerin yaptığı sülyen sürülürdü) sürme işi verilmişti.
Güvertede bu işle uğraşırken New Castle' in bütün çöplerinin nehirde sular çekilirken denize doğru, sular yükselirken de geriye şehre doğru geminin bordasından günde iki defa geçit yaptığını gördük. İkinci gün belli çöplere kerteriz koyarak, şüphelendiğimiz şeyin doğruluğunu kanıtladık. Çöpler nehirden dışarı denize gitmiyordu. Zira, ayni çöpler neredeyse günün ayni saatlerinde geminin bordasında oluyordu. (Erol hangi çöpe kerteriz koyduğumuzu hatırlar). Yani liman bir çöp kuyusu gibiydi. Tam bu manzaraya alışmışken liman ilgilileri raspa yaparken kazıdığımız boyaları denize süpürdüğümüz ve denizi kirlettiğimiz için raspa ve boya yapmamızı yasakladı.
Artık sadece, bos zamanlarımızda çöpleri seyredip, ayni çöplerin ayni saatlerde nerede olacağı tahminleri yapıyorduk.
Bu arada nehrin sığ tarafına yanaşmış orada yükleyip boşaltan küçük tonajlı kosterlerin de sular çekildiğinde çamura oturmuş vaziyette işlerini görmeye devam ettiklerini gözlemliyorduk. İşini bitiren, yüksek suyla birlikte rıhtımdan ayrılıyordu.
Sanırım limana varışımızın ikinci ya da üçüncü günü idi. Sular çekilmiş ve karşı rıhtımda bulunan birkaç koster çamura oturmuş vaziyette işlerine devam ediyordu. Ancak, iskele kıç omuzluğumuz hizasında olan birisinde olağan dışı bir hareketlilik vardı. Birtakım insanlar gemiye girip çıkıyordu. Boşaltma ya da yükleme yoktu, geminin hareket edeceğine ilişkin bir görüntü de yoktu. Gemide bulunan gümrük nöbetçisine sorduk, anladığımıza göre nehre atılmış bulunan hurda bir motor bloğu akıntıyla sürüklenerek kosterin altına geldiğinde sular çekilmeye başlamış. Koster de çamurun içindeki bu motor bloğunun üzerine oturunca olanlar olmuş. Motor bloğu gemiyi delip ambardan çıkmış. Sular yükselince koster batmasın diye epeyi uğraştılar, sonunda da başardılar.
Bizim gemide yükleme boşaltma olmayıp bakım tutum işleri de kısıtlanınca şehri gezmek gibi alternatif aktiviteler akla gelir olmuştu. Kaptanımız canımız sıkılmasın diye acente ile görüşüp o günler için çok yeni bir uygulama olan bir televizyon seti kiralamıştı. Televizyonun kurulu olduğu alt salonda toplanıp, siyah beyaz bu teknoloji harikasını izlemeye çalışıyorduk. Ancak, kurduğumuz anten met-cezir yüzünden sabit kalamadığı için yayın bir gidip bir geliyordu. Aslında kimsenin konuya pek fazla ilgi duyduğunu da sanmıyorum. Futbol maçı benzeri bir şey varsa bir derece. Bu arada gümrük nöbetçimiz de kendisini “telesafir” olarak konumlandırmıştı. Hatta hepimizden daha ateşli bir izleyici konumunda idi. Ne de olsa kendisini böylece evinde hissediyordu (feel at home durumları). Eh salonda yemek saatlerinde yemek de verildiği için arkadaşı kendimizden ayırmak olmazdı. Üç öğün bedava yemek ve televizyon bizden, idare edip gidiyorduk ki yasakçı zihniyet olayı kıskanmış olmalı ki bir fırça da gümrük amirinden geldi. Güya adamın dikkatini dağıtıp işini yapmasına mâni oluyormuşuz. Eğer böyle devam edersek bize ceza vereceklermiş.
Bu New Castle garip bir yerdi galiba. Ne yapmaya kalktıksa bir tadını kaçıran çıkıyordu. Amirinden iyi bir zılgıt yediği kesin olan zavallı gümrük nöbetçimiz de amirine yaranmak için kısa bir sure yerli yersiz sert çıkışlar yapmaya çalıştı, ama bedava yemek ve kaçamak televizyon daha ağır basmış olmalı ki, tam bir bocalama içine girdi. Anlayacağınız bir kültür şoku yaşıyordu garip.
Fazla sürmedi, bir iki gün sonra gümrük nöbetçimizi gemiden aldılar, kalkana kadar da bir daha yüzünü görmedik. Yerine başkasını da koymadılar. Aradık da garibi. Televizyonda maç seyrederken, açıklamalar yapmaya çalışmasını, verilen yemekleri iştahla mideye indirmesini izlemeyi özlemiştik.
Televizyon eğlencesi de artık bizi kesmemeye başlamıştı.
Sonunda gece liman civarında bulunan bir “pub”a gitmeye karar verdik. Gittik de! Bu “pub”lar o zaman daha bir sıcak ve samimi yerlerdi galiba. Biraları devirip kafalar cilalanınca sanırım, amatör yetenekler faslı başladı. Birisi çıkıp bir şarkı söylüyor, diğerleri de onu alkışlıyor falan. Ben de o anda “ben neden söylemeyeyim” moduna geçmiş olmalıyım ki kendimi sahnede buldum. “Türk denizciler bu gece misafirimiz, içlerinden birisi de size bir şarkı söylemek istiyor” yollu bir takdim faslı geçildi.
Söyleyeceğim şarkı da hazırdı. Öyle günün modası hit parça falan sanıyorsanız yanılırsınız. O kafa ile aklıma gelen şarkı, orta okul ikinci sınıfta İngilizce öğretmenimizin lisan ögrenelim diye bize zorla ezberlettirdiği bir şarkı idi:
"Good night ladies" sözleriyle başlayan, "Farewell ladies, farewell ladies" laflarıyla devam eden, "We are going to roll along” “Roll along, roll along” şeklinde nakarat bölümü olan basit bir şarkı idi.
Sözlerinden de anlayacağınız gibi, sefere çıkan İngiliz denizcilerin rıhtımdan ayrılırken sevdiklerine söylediği bir ayrılık şarkısıydı bu.
Şarkıyı söylemeye başladım ve birden inanılmayacak bir şey oldu. “Pub”daki tüm müşteriler hep bir ağızdan koro halinde benimle birlikte şarkıyı söylemeye başlamıştı. Arkadan birisi armonika ile iştirak etmez mi! Sanki bir rüya görüyordum.
Şarkımı bitirip alkışlar arasında yerime oturduğumda şaşkınlığım hala devam ediyordu. Gece sürprizlere gebeymiş, inanın!
O zamanlar, “pub”lar saat 23:00 olduğunda kapanırdı. Şimdi nasıl bilmiyorum. Saat tam 23:00’da beni tekrar sahneye çağırdılar, gemiden birlikte geldiğimiz bütün arkadaşlarımızın da gelmesini istediler.
Hep birlikte gittik. Allah biliyor ya, şarkı isterlerse o zaman revaçta olan Eartha Kitt'in ünlendirdiği “Üsküdar’a Giderken” i söyleriz hep birlikte diye aklımdan geçiriyordum. Öyle olmadı. Herkes ayakta idi. Birden, hep bir ağızdan, “God Save the Queen” marşını söylemeye başladılar. Belli ki bizlerin de katılmamızı istiyorlardı, ancak marşın sözlerini bilmiyorduk. Her şeye karşın söyleyenlerden kaptığımız kadarıyla, onların sözlerine iştirak ederek “God Save the Queen”i de alnımızın akıyla tamamlayarak geceyi kapattık.
New Castle'ı çok seviyordum artık.
Vural Onur
20 Ekim 2009
İstanbul
(1) Engin GUVEN, sanırım 1990 lı yıllarda, Singapur’da kaptanı olduğu gemide görevi başında kalp krizi sonunda vefat etti. Rahmetle anıyorum.
(2) Erol AYVAZ, halen ABD de Houston kentinde yasamaktadır.
Hikâyenin yazarı eski kayınpederim Kaptan Vural Onur 16 Ağustos 2018 tarihinde hayata gözlerini yummuştur. Allah rahmet eylesin. Fotoğraftaki kasketli genç denizci stajyer Vural Onur'dur.
Yazının orijinal linki:
https://koctug.blogspot.com/2009/10/new-castle-upon-tyne.html
Limandaki “pub”da söylenen şarkının linki:
https://www.youtube.com/watch?v=PlrqSOR9d4c&list=RDPlrqSOR9d4c&start_radio=1
Eartha Kitt’in Üsküdar’a Giderken şarkısının linki:
https://www.youtube.com/watch?v=qvwSER9ti9w
Fethiye gemisine ait bilgileri içeren link:
https://koctug.blogspot.com/search?q=fethiye

Yorumlar

Popüler Yayınlar