Ölümden Sonrası
Uykuya dalıyor ve başka bir aleme doğru gidip gitmeme arasında kararsızca ve sıkıntıyla yol alıyorum. Gözümün önünden fotoğraflar, aklımdan türlü düşünceler geçiyor. Uyumak istiyorum, ama zihnimin karmaşası buna engel oluyor.
Kendime kızsam da iyi ki içmişim diyorum! Yoksa hiç uyuyamazdım diye avunuyorum. Düşünce girdabına kendimi teslim edip daha derine dalıyorum. Bir süre sonra daha ferah bir yere varıyorum. Düşünce kirliliği artık azalıyor. Sakinleşip geldiğim yolun akışına teslim oluyorum. Derin bir yük beni aşağıya çekiyor, karşı koymuyorum. Daha da derine dalıyorum.
İslam alimleri uykuda ruh bedenden çıkar diyor. Ben de o an 100 kilo olmuş bedenimden kurtulup kuşlar gibi hür ve tatlı bir yolculuğa çıkıyorum. Bir boşlukta uçarcasına yavaşça ilerliyorum. Sıkıntıdan terlemiş vücudum süzüldüğüm havanın serinliğiyle ferahlıyor.
Büyük bir pencere karşıma çıkıyor. İçinden başka bir aleme geçiyorum. Aydınlık gözümü kamaştırıyor. Gözlerim ışığa alışınca 30-40 sene öncesinin Trabzon-Söğütlü Köyü’nde büyüdüğüm evin bahçesinde olduğumu anlıyorum. Sahilden gelen Karadeniz’in yumuşak rüzgarı yüzümü okşuyor. Dalga seslerini ve kuş cıvıltılarını duyuyorum. Burnuma dut, incir ve yürürken ezdiğim çimenlerin kokuları geliyor. İyice ferahlıyorum.
Apartmanımıza doğru ilerliyorum, ancak bir terslik olduğunu fark ediyorum. Deniz sahildeki apartmanımızın eşiğine kadar yükselmiş! Tehdit edercesine apartmanın etrafını sarmış. Evimize giderken yolumu kesmiş olan açık maviliğe endişe ve merakla bakıyorum.
Evimiz mavi denizle kuşatılmış. Deniz mavisi güzel olsa da sel ve su baskınının ne fena bir şey olduğunu biliyorum.
Birden anneciğimi görüyorum. Suyun içinden evimizin merdivenlerine doğru çıkıyor. Saçı ve kıyafeti ıslanmış vaziyette, yorgun. Halbuki daha yeni telefonla konuşmuştuk. Yaşlılığı ve yalnızlığına rağmen iyiydi.
Anneciğim sakince ilerliyor, sırtı bana dönük. Onu takip ediyorum. Apartman komşumuzun kapısı açık, annem o daireye giriyor ve görüş alanımdan çıkıyor.
Ben kendi dairemize doğru ilerlemeye devam ediyorum. O kadar özlemişim ki çocukluğumun geçtiği evi, içim mutlulukla doluyor. Kapıdan geçip kendimi koridora atıyorum. Evimizin mutfağından gelen Karadeniz parıltısını görüyorum ve ilerliyorum.
Siyah, ahşap mutfak masası önüme çıkıyor. Masada yengemi ve teyzelerimi görüyorum. Hiçbiri konuşmuyor, ama yüzlerinde kötü bir ifade de yok. Masanın etrafında gözümü gezdirirken arkamda rahmetli babam beliriyor.
Babacığım yüzünde çok tatlı bir gülümsemeyle bana özlemiş vaziyette bakıyor. Sanki bana hoş geldin dercesine gülümsüyor. Birden Talat amcamı görüyorum. O da konuşmadan bana bir sürpriz yapılmışçasına tebessüm ediyor.
Aniden Zeki amcam pencere tarafında mutfağın salona açılan ve hep kapalı duran kapısında beliriyor. En çok gülümseyen ve tebessüm eden o oluyor. Öleli 16 sene oldu ki ben Amerika’da olduğum için 18 sene önce görüşmüştük. Sanki onca yıllık hasretin sona ermiş olmasının verdiği mutluluğun tesiriyle konuşmadan ağzıyla, gözleriyle, yanaklarıyla ve tüm yüzüyle dolu dolu tebessüm ederek kollarımı tutuyor.
Her şey o kadar gerçek ki rüyada olmadığımı düşünmeye başlıyorum. Peki rüyada değilsem neredeyim? Ölüler aleminde miyim?
O an ölmüş olduğuma inanıyorum, üzülüyorum! Aslında huzurluyum. Dinginlik, sakinlik ve ferahlık her yerimi kaplıyor. Ancak yine de üzülüyorum. İçim burkularak, nasıl oldu da birdenbire öldüm diye hayıflanıyorum.
Babama dönüyorum ve “Babacığım ben öldüm mü?” diye soruyorum.
Babam tebessüm eden gözlerinin üzerindeki kaşlarını tatlı bir şekilde kaldırıp ölmediğimi işaret ediyor. Zeki amcam ise babamım arkasında hala bana olan özlemini giderememişçesine bakıyor.
Babacığımla tekrar göz göze geliyoruz. Hasret gidermenin ve ölmemiş olmamın mutluluğunu hissediyordum. Karşılıklı gülümsüyoruz. Babam hadi artık git dercesine bana bakıyor ve uyanıyorum.
5-Temmuz-2014
İstanbul
Volkan Gönenç
Fotoğraf, sol baştan:
Amcam Talat Gönenç (1924-2018)
Volkan Gönenç (1970-)
Amcam Avukat Zeki Gönenç (1920-1998)
Babam Dr. Nejat Gönenç (1932-2013)
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.


Yorumlar
Yorum Gönder