Patolojik Nostalji





Geçtiğimiz hafta Trabzonspor Kongresine katılmak için tam 5 sene üzerine Trabzon'a gittim. Seyahatimin ramazan ayına denk gelmesinden dolayı önceki yıllardaki ziyaretlerimden daha durgun ve dingin bir ruh haliyle dünyanın neresine gidersem gideyim yanımda taşıdığım, düşünce yapımı ve hatta zaman zaman şivemi etkileyen Trabzon şehrini tekrar gözlemleme imkanı buldum.
1987 yılından beri Trabzon'da ikamet etmesem de çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği bu şehre karşı beni rahatlatan bir bağlılık ve özlem hissetmekteyim. Psikoloji ilminde bu duruma nostalji denmekte. Türkçemize ve edebiyatımıza sıla hasreti olarak geçen bir durum.
Bir de patolojik nostalji var. Psikolojik bir rahatsızlık. Kişinin çocukluğundaki güvenli ortamına özlem duymasının da ötesinde sterilize edilmiş, idealize edilmiş ve aslında gerçekte var olmamış bir geçmişe karşı saplantılı olma durumu ki son ziyaretimde bu konunun kendi içimde muhasebesini yoğun bir şekilde yaptım. Acaba ben konu Trabzon olduğunda patolojik nostaljiden muzdarip bir hasta mıyım?
Uzun uzun düşündükten sonra böyle bir rahatsızlığımın olmadığına karar verdim. İzah edeyim:
Yaşım 50'yi geçtiğinden beri "Biz eskiden..." sözcükleriyle başlayan cümleler kurmaktan kaçınmaktayım. Bu tür söylemlerin patolojik nostaljinin sinyalleri olabileceğini bildiğimden, bunlardan imtina ederek kendimi terbiye etmeye çalışmaktayım. Biliyorum ki her devrin kendine göre bir güzelliği var. Dünyaya gelen her yeni nesil yaşamımıza kendileri gibi yeni güzellikler katmakta. Bebekken hayran olduğumuz çocuklarımız, elbette büyüdüklerinde çevremizi zenginleştirecekler ve hayata katkılarıyla bizleri yine kendilerine hayran bırakacaklar. Bu sebeple eskiyle yeniyi yarıştırmanın bir anlamı yok. Eskiden ilham alacak, yeni güzelliklere adım atacağız. Ne var ki patolojik nostaljiden muzdarip kimseler günümüzün güzelliklerinden tat alamamakta ve aslında var olmamış bir geçmişi idealize edip yüceleştirmekteler.
Böyle bir takıntımın olup olmadığını anlamak için kendime sorduğum ilk soru şu: Acaba ben Trabzon'un geçmişini saplantılı bir şekilde, aşırı derecede mi yüceltiyorum? Kısa bir iç muhasebe sonrası cevabım "Hayır" olmakta. Beraber irdeleyelim:
Şehrin tarihini rasyonel bir şekilde günümüzle mukayese ettiğimde imrenilecek bir çok değerinin hoyratça yok edilmiş olduğunu rahatlıkla görebiliyorum. Örneğin benim gibi on binlerce insanın okuma yazmayı öğrendiği, Trabzon'un yetiştirdiği en büyük İslam alimlerinden biri olan İbrahim Cudi Efendi'nin adıyla anılan ve şehrin merkezindeki çok güzel bir tarihi yapıda faaliyet gösteren Cudibey İlkokulu'nu yıkıp yerine bir otopark yapmaktan hiç hicap duymamışız. Bu da yetmemiş yine mezunu olduğum ve şehrin merkezinde bulunan, Trabzon'da kız ve erkek talebelerin ilk defa bir arada okuduğu okul olduğu için adı Karma Ortaokulu olan okulu yerle bir etme konusunda da tereddüt etmemişiz ve bu okulu da bir otoparka çevirmeyi tercih etmişiz.
Yazımın başındaki fotoğraflarda geçmişte bahçesinde cıvıl cıvıl çocukların koştuğu bu iki okulun tüm tarihinin üzerine ziftten bir asfalt döküp, egzoz homurtuları içindeki araçlara terk ettiğimiz halini görmekteyiz.
Trabzon kökleri 2400 yıllık yazılı tarihe ulaşan, imparatorlara ev sahipliği yapmış, padişahlar yetiştirmiş, şehzadeler doğurmuş ulu bir çınardır. Maalesef günümüzde yaptığımız işlerle bu çınarın dallarını koparıp, yeşil yapraklarını yolmakla kalmıyor, derinlerdeki köklerini de kazıyoruz. Sonra da eşelenen toprakta biten bitkilerin eskisi gibi görkemli bir çınar olmasını bekliyoruz. Tıpkı yerle bir edilen okulların yerine aynı adı vererek beton binalar yapıp onlardan geçmişteki ruhu taşımalarını beklediğimiz gibi.
Bunun gibi menfi örneklerin sayısını arttırmak pek kolay. Seyahatim boyunca her nefes alışımda beni yalnız bırakmayan egzoz dumanı dolu havası, latif ikliminden ve bereketli topraklarından dolayı geçmişte neredeyse taşlarından bile yeşillik fışkıran bitki örtüsünün estetikten yoksun beton karkaslara, viyadüklere teslim olması ilk aklıma gelenler.
Şehirde adına modern yapılaşma denen ucubeliği seyredip şikayet etmemek mümkün değil! Yazımın başında paylaştığım fotoğrafların en sağında çömlekçi mahallesinin ve liman bölgesinin İstanbul'daki evimde bulunan bir tablosu ve aynı bölgenin günümüzdeki bir fotoğrafı görülmekte. Bu tabloya ve fotoğrafa bakınca sanıyorum artık şehrimizin güzel görünmesi için bir ressamın yaratıcılığına ihtiyacımız olduğuna sizler de ikna olmuşsunuzdur.
Trabzon şehrinin insanları hala neşeli, hala sevecen. Canınız sıkılıp içten bir sohbet etmek istediğinizde Meydan Parkı'ndaki banklarda oturan herhangi bir kişiye Selamün Aleyküm demeniz yeterli. Çok şükür bu hasletimiz kaybolmamış. Hele bir de şiveyi tutturabiliyorsanız hasbihal etmek çok daha keyifli. Muhatabınızın derdinizi içtenlikle dinleyip sizin için kafa yoracağından emin olabilirsiniz. Benim derdim ise malum; şehrin özünden uzaklaşmasından endişe etmekteyim. O gün sohbet ettiğim genç benim büyüdüğüm yöreden, Yıldızlı köyünden çıkmış. Yaşı benden 10 yaş küçük olduğu için beni saygıyla dinledi ve bir ara sözümü kesme ihtiyacı hissetti:
"Abi tamam o zaman öyleydi, şimdi bizim neyimiz eksik, neyimiz kötü?"
Ne kadar güzel bir soru! Yeni arkadaşım sorusunun cevabını içtenlikle merak ediyordu. Egzoz dumanıyla zenginleşmiş acı havayı ciğerlerime çekip cevap vermeden önce düşündüm. Aslında insan neyinin eksik olduğunu yaptığı okumalarla, seyahatleriyle kendisi bulmalıydı. Tabi böyle bir muhakeme yapacak imkanlara da sahip olmalıydı. Belki de sıkıntımız bu imkanlarla ilgiliydi. Onun Kostaki isimli hemşerisi konağının taşlarını geçen yüzyılda moda olduğu için İtalya'dan getirtmişti. Hemşerisi Sürmeneli ustalar çivi çakmadan şaheser ahşap evler yapabiliyordu. 60 kusur sene önce deniz kenarında Türkiye'nin en güzel üniversite kampüsünü inşa etmişlerdi. Sadece futbol değil teniste, atıcılıkta, yüzmede ses getiriyorlardı. Şehrin dünyayla bağı, insanların ustalığı farklı bir boyuttaydı. Geçen seneye kadar 10 sene boyunca kaybedilmiş şampiyonluğun, geçen seneden bu yana da şampiyon olmanın ötesinde Trabzon'la ilgili "şimdi" ne konuşabilirdik? Konuyu yumuşatıp başka mevzulara geçmeyi tercih ettim.
İnsan kökünü kaybettiği zaman kendisini de kaybeder. Şehirler için de bu durum böyledir. Trabzon'un kökleri tarih içinde çok çeşitli kültürlerden beslenmiş (beslenme sözcüğünü özellikle kullanıyorum) ve o sebeple ülkemizde adından İstanbul kadar söz edilecek derecede yükselmiştir. Bu kökleri kesmeyelim, hepsinin bizi beslediğini bilerek aralarında ayrım yapmayalım.
Yazımın bu bölümüne kadar gelip Trabzon şehrinin geçmişine özlem duymama hak verdiyseniz bende henüz patolojik nostalji takıntısı yok demektir. Birlikte analizimize devam edelim:
Belirttiğim gibi seyahatimin sebebi Trabzonspor Kongresine katılmaktı. Benim düşünceme göre Trabzonspor Kulübü şehri ayakta tutan son kaledir. Bu günün şartlarında eğer Trabzonspor olmazsa, Trabzon şehrini 2400 yıllık yazılı tarihi dahi taşıyamaz.
Kadınıyla, erkeğiyle, beşikteki çocuğuyla istisnasız her Trabzonlu aynı zamanda bir Trabzonspor taraftarıdır ve bu taraftar sadece Trabzon'da değil Türkiye'nin her yerinde statları, hatta olimpiyat statlarını dolduran, yurt dışında takımını yalnız bırakmayan coşkun bir kitledir. Böyle bir gerçek olmasına rağmen yapılan kongrenin bir lise sınıf başkanlığı seçiminden daha sönük geçmiş olması benim nostaljik duygularımı dürttü ki bu da kesinlikle patolojik bir durum değildir!
Taraftarlar statları doldururken kongre salonuna sadece 1000-1200 kongre üyesinin gelmiş olması (bu sayı da gün boyunca aralıklarla gelen kişilerin toplamı) son kale olarak tabir ettiğim Trabzonspor'a kurumsal anlamda ne derece sahip çıkıldığının bir göstergesidir.
1976 yılında başlayan şampiyonluk serisinde kulüpte yönetici olan büyüklerimiz ya komşumuzdu ya da çocukları arkadaşımızdı. Hepsi çok kıymetli insanlardı. Hal böyle olunca kongre salonunda artık 2005 doğumlu gençlerin U18 müsabakalarında dahi görmediğimiz basit verkaçlara ve paslaşmalara şahit olmak üzüntü veriyor. Gönül istiyor ki geçmişte tanıdığımız o kıymetli büyüklerimizi anarak isimlerinden paye çıkarmanın ötesinde onların gayretlerinden ve daha da önemlisi yüksek karakterlerinden ilham alınsın ve ortaya bir yenilik konsun. Kaçınılmaz olarak eskiyle yeninin mukayesesini yapıyorsunuz ve sonuçta geçmişe özlem duyuyorsunuz. Bunda da haklıysam artık patolojik nostalji sıkıntımın olmadığını sizler de kabul ediyorsunuz demektir.
Buraya kadar hep beraber yaptığımız mantık çıkarımlarıyla Trabzon'un geçmişini günümüze nispeten yüceltmemi haklı bulmuş olsak da yazılarımı mutlu sonla bitirmek beni daha çok memnun ettiğinden birkaç güzel izlenimi de aktarmak isterim.
İlk defa ziyaret etme şansı bulduğum Trabzon Şehir Müzesi'ni çok beğendim. Bu arada yıllardır kapalı olan Küçük Ayvasil kilisesinin ziyarete açılmış olması beni çok memnun etti. Ayrıca Boztepe'deki Kızlar Manastırı'nın restorasyonu bence takdire şayan. Sergi salonlarıyla muhteşem bir tesis olmuş. Ancak her şeyden öte bir şey hissettim ki hisler sahibine özeldir: Karşılaştığım tüm Trabzonluların temiz ruhu "Şansı yok! Bizi kim alabilir! "Bizden ümidi kesme, biz buradayız!" diyordu.

Volkan Gönenç
27 Mart 2023
Kadıköy
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar