Patrik Cenapları


Fehametlü Patrik Cenapları 1. Bartholomeos ile şimdiye kadar 2 görüşme yapma şerefine nail oldum. İlki 2020 yılının Temmuz ayında İstanbul'dan bir arkadaşım vesilesiyle gerçekleşti. Bozcaada'da kendi cemaatlerinin bir organizasyonunda tanışma mahiyetinde görüşmüştük. İkinci görüşmemiz ise yine İstanbul'da görev yapan Trabzon'lu bir doktor arkadaşımın aracılığıyla Balat'taki Patrikhanede gerçekleşti ve bu görüşmemizde kendisiyle kapsamlı olarak ortak tarihimiz ve edebiyatımız hakkında sohbet etme imkanı buldum.

Patrik cenapları hakkındaki ilk izlenimim 80 yaşını aşmış olmasına rağmen zihni çok keskin, çok kültürlü ve çok mütevazi babacan bir Anadolu insanı olmasıydı. Kendisine hitaben "Fehametlü Patrik Cenapları" ifadesini kullanıyorum, çünkü ülkemizde kendisinin ünvanıyla ilgili çok spekülasyon var.
Dünyadaki 250 milyon Ortodoks Hristiyanın adlandırdığı gibi isminin başında "Ekümenik" sıfatını kullansam ülkemizde "Hristiyan olmamalarına rağmen" bazı çevrelere ters düşeceğim, "Patrik Hazretleri" ifadesini kullansam muhtemelen çok kişi yanlış anlayacak! İyisi mi ben hiç anlaşılmayacak şekilde Osmanlı İmparatorluğu döneminde kullanılan resmi sıfatıyla "Fehametlü Patrik Cenapları" ünvanıyla hitap ettim; yani günümüzün Türkçesine "Yüce Patrik Hazretleri" şeklinde çevrilebilecek Osmanlı dönemindeki resmi ünvanını kullandım.
1. Bartholomes 1940 yılında mütevazi bir ailenin çocuğu olarak Gökçeada'da Zeytinliköy'de dünyaya gelmiş. Eğitimini cumhuriyetimizin okullarında ve İtalya, İsviçre ve Almanya'da aldıktan sonra patrik olana kadar kilise hiyerarşisi içinde görev yapmış ve 1991 yılında patrik seçilmiş. Eski ve modern Yunancayı, İngilizce, Almanca ve İtalyancayı ve tabi Türkçeyi çok iyi konuştuğunu şahsen biliyorum. Ansiklopedik bilgilerde bu dillere ek olarak Latince ve Fransızca bildiği notu da yer almakta.
Kendisiyle yapmış olduğum kıymetli sohbetin zeminini tarihsel ve siyasal etkilerle dönem dönem şiddetlenen günlük algıların ötesinde kültürel bir boyuta yerleştirmek istedim. Tek gayem geçmişte var olan güzelliklerin konuşuluyor olmasını sağlamak ve günümüz için bir ilham oluşturmaktı. Bu amaçla söze girdim:
"Efendim size çocukluğumda, ilkokul dönemlerimde çevremden öğrendiğim bir hikayeyi anlatmak isterim"
"Buyurun."
"Bildiğiniz gibi 1. Dünya Harbi esnasında Ruslar 1916 yılında Trabzon'u işgal etmişlerdi."
"Biliyorum."
"Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey şehri terk etmeden önce Metropolit Hrisantos'u yanına çağırtıp "Biz şimdi gidiyoruz, gün olur yine geliriz. Burada kalan bütün Müslümanlar size emanettir." demişti.
"Evet o da onları 2 sene boyunca kollamıştı."
"Küçük yaşta biz bu hikayenin etrafımızda, hatta okulumuzda anlatıldığını duyardık."
"Hrisantos daha sonra Atina metropoliti oldu."
"Evet onu da duyardık. Hatta sonradan inzivaya çekilmiş, vefatına da eşi görülmemiş bir kalabalık eşlik etmiş."
Konumuzun bu ölçüde detaylara temas etmesi Patrik Cenaplarının ilgisini çekmiş ve sohbetimiz derinleşmişti. Kendisiyle Karadeniz Rumcasının filolojik yapısı ve geçmişte bölgede yaşamış olan Ortodokslardan kalan yapılarla ilgi konuşmaya başladık. Bölgeye birkaç kere gitmesine ve tüm dünya Ortodoks meseleleriyle uğraşmasının verdiği yoğunluğa rağmen o yaşta Trabzon'un köylerinde gördüğü yapıların isimlerini net olarak hatırlayabiliyordu.
Benim üzerindeki etkisi saygın, bilgili ve babacan bir insan olduğuydu. Bir süre sonra vaktini daha fazla almak istemedim, yoksa daha konuşabileceğimiz çok ortak nokta vardı. Mesela, Trabzon'daki köyümüzde eskiden gördüğüm, artık kaybolmuş Mayıs 7'si kutlamalarını konuşmak isterdim. O sabah kadınlar, erkekler neşeyle elbiseleriyle denize girerlerdi. Hatta ineklerini de beraberinde çekenler olurdu. Denizin üstü rengarenk bir hal alırdı. Bu kutlama ortodokslukla, denizde vaftizle ilgili olabilir miydi?
Trabzon köylerinde ocak ayında yapılan Kalandar kutlamaları da üzerinde sohbet etmeye değerdi. İngilizce "calendar" takvim kelimesine çok benzeyen bu isim, küçüklüğümüzde köyümüzde yeni yılın başlangıcı olan kutlamaların adıydı. Çocuklar gece evlerin kapısını çalar, saklandıkları yerden iple bağladıkları çuvala ev sahiplerinin hediye koymasını beklerdi. Hediyeler çuvala konulunca da görülmeden çuvalı çekerlerdi.
Küçüklüğümde ilkbaharda Trabzon Uzun Sokak'ta tezgahlarında maviye boyanmış pişmiş yumurta satan sokak satıcılarını da hatırlıyorum. Bunun paskalyayla bir ilgisi olabilir miydi? Öyleyse Hristiyanlar paskalyada yumurtaları genelde kırmızıya boyarlar, Trabzon'daki yumurtalar neden maviye boyalıydı?
Bir başka konu da ayazmalardı. Hatırlamış olduğum, Trabzon Sümela Manastırında var olan ayazmanın altında Müslüman kadınların başlarını kayalardan damlayan suyun altına sokmaları bence üzerinde konuşmamız gereken bir konuydu.
İnşallah başka bir zaman bu konular üzerinde de sohbet etme imkanı buluruz. Yaşına hürmetle elini Türk adetlerine uygun olarak öpüp başıma koydum ve karşılıklı sıcak bir şekilde vedalaştık.
Şimdi gelelim yazımın en zor bölümüne. Birçok kişi haklı olarak diyebilir ki mensubu olduğum ve o sebeple üzerimde doğal bir vazife olan Türk varlığının gelişmesi açısından bu görüşmenin ve bu yazının faydası nedir?
Kanaatim şudur ki hepimizin bildiği tarihsel gerçekler üzerinde tartışmanın bir faydası yoktur. Bunları öğrenmemiz ve bilmemiz zaten lazımdır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutkunda 1920'li yıllarda Patrikhane'nin Mavri Mira cemiyetini kurarak Türk bağımsızlığına zarar verecek faaliyetlerde bulunduğu net olarak ifade edilmektedir. Trabzon metropoliti Hrisantos'un Karadeniz bölgesindeki yerel halklardan oluşacak bir Rum Pontus Devleti kurmak için Avrupa'da kulis yaptığı ve bu yüzden Ankara hükümeti tarafından gıyabında ölüm cezasına çarptırıldığı da belgelidir. Öte yandan Vali Cemal Azmi Bey'de İttihatçı olup 1922 yılında Ermeni meselesi yüzünden tıpkı Talat Paşa gibi Berlin'de Ermeniler tarafından şehit edilmiştir.
Bizim gayemiz hepimizin bildiği bu tarihi gerçekler üzerinden spekülasyon yapmak değildir. Bu topraklarda çok acılar yaşandığı gibi çok da mutluluklar yaşanmıştır. Gayemiz mutluluklara da işaret etmek ve tüm renkleriyle birlikte Türkiye'mizi daha da güzelleştirmektir.
Son söz: Ekümeniklik Hakkında
Ekümeniklik kilise hiyerarşisinde eşitler arasında birincilik demektir. Tarihsel olarak Hristiyan dünyasında 5 ana kilise vardır: Roma, İstanbul (Yeni Roma), İskenderiye, Antakya ve Kudüs. Ortodoks dünyası Roma'dan ayrıldıktan sonra diğer dört kilise dünya Ortodoksluğunu paylaşmışlardır. Her kilise kendi bölgesinde hakimken İstanbul'a diğer kiliselere ait bölgelerin haricinde dünyanın geri kalanı verilmiştir. Örneğin Mısırdaki bir Ortodoks cemaati İskenderiye patrikhanesine bağlıyken, gelecekte Antartika'da oluşabilecek bir Ortodoks cemaati ise İstanbul Patrikhanesine bağlı olacaktır. Bu vesileyle İstanbul Patrikhanesi Ortodoks dünyasının kabullerine ve geleneklerine göre eşitler arasında en önde giden patrikhanedir. Tarih içerisinde İstanbul Patrikhanesi kendisine bağlı bölgelere otonomi vererek oralarda da patrikhane oluşmasına izin vermiştir. Örneğin Rus Patrikhanesi 1589 yılında İstanbul Patrikhanesinin "Otosefali Kararnamesiyle" resmiyet kazanmıştır (tıpkı 2019 yılında Ukrayna Patrikhanesinin kazandığı gibi).
Bu gün devletimizin resmi bir kurumu olan İstanbul Patrikhanesi ekümenik olmasın diyenler bilmeden ülkemizin dünya üzerindeki etki alanını kısıtlamaktadır. Eğer yarın İstanbul Patrikhanesi ekümenik olmazsa Rus Patrikhanesi onun yerini alacaktır. Tarihsel bilgilerimize dayanarak bu daha mı iyi olacaktır, hep beraber düşünelim!

Volkan Gönenç
5-Kasım-2022
Kadıköy
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar