Köprü Trafiği
Bir sabah daha endişeyle uyanıyorum. Aslında her yeni güne yaratıcıdan bir hediye almışçasına neşeyle başlamak gerekir. Bense yıllardır olduğu gibi yine işe geç kalacağım endişesiyle kalkıyorum. Saat sabahın 7'si olmak üzere, çoktan insanlar arabalarına atlamış, yollara hücum etmiştir düşüncesiyle acele ediyorum.
Kalkarken dizlerimde bir ağrı hissediyorum. Kırk yaşından sonra başladı bu ağrılar. Kuru bir günaydın savuruyorum etrafıma. Allah'ın bahşettiği bir günü daha hezeyanlarıma yem ediyorum.
"İyice sıkışmıştır şimdi Maslak trafiği. Köprüyü ise hiç sorma!"
Duşa atıyorum kendimi; terimi alacağı gibi endişelerimi de alıp götürsün istiyorum. Fıskiyeden su boşalmaya başlayınca rahatlıyorum. Tam kendime gelmeye başlıyorum ki su sıcaklığı düşüyor. Bu evde de duşta bir sorun var. Tam tutturamıyorsun sıcaklık ayarını; bir sıcak, bir soğuk. Gel de sinirlenme!
Beş dakikada arınıp duştan çıkıyorum. Ruhum daha dingin. Hemen giyinip kahvaltı bile yapmadan evden çıkıyorum.
"Keşke araba kapının önünde olsaydı". Yüz metre aşağıdaki sitenin park yerine yürümek bile ıstırap oluyor.
Demek insan gün geçtikçe rahatın da rahatını arıyor. İstanbul'da ilk işe başladığım yıllarda Şişli dolmuşlarına binmek için yağmur çamur demeden her sabah yokuş yukarı durağa yürüyüşlerim aklıma geliyor. Hiç zorluk çekmiyordum o zamanlar, aksine pek sevinçliydim İstanbul'da işe başladım diye.
Şirket arabasının kontağına basmamla Trafik Meydan Savaşını başlatıyorum. Düşmanımın nerelerde mevzi aldığını çok iyi biliyorum. Önce Maslak'ta çarpışacağız, sonra da Gültepe'de. Köprü gişeleri ise asıl harbin geçeceği nokta. En sonunda da Bostancı Üstgeçidinde son vuruşu yapıp bugünkü muharebeyi bitireceğim.
İlk iki cephedeki çatışmaların şiddeti beklediğim düzeyde geçiyor, ancak bu ne sürpriz! Köprü trafiği bomboş!
Keyfim yerine geliyor. Sanki sil baştan yapmışım da güne capcanlı, neşeyle başlamışım gibi oluyorum. Boğazın üzerinden geçerken radyonun sesini iyice açıyorum. Bon Jovi'yle beraber söylüyoruz şarkıyı.
"İnanılmaz bir şey, köprüyü geçtim bile!" Gaza bastıkça sanki arabaya değil kendime güç veriyorum. "Aslında İstanbul ne güzel şehir" diyorum mutlulukla.
Erkenden geliyorum ofise. Candan günaydınlarla selamlıyorum asistanları.
"Feride Hanım bir çay lütfen."
Ofise erken gelmenin keyfiyle televizyonu açıp demli çayımın eşliğinde sabah haberlerini seyretmeye başlıyorum.
Bir manşet: "Tem Otoyolunda Kaza Haberi". Devrilen bir aracın şoförü ölmüş, Anadolu yakası istikametinde otoyol kilometrelerce tıkalıymış.
Bir an duruyorum. Demek otoyola girdiğim kavşağın öncesinde kaza olduğu için benim tarafımda yol bomboşmuş. Maalesef trafiksiz bir sabahın bedeli çok ağır oluyormuş İstanbul'da.
Volkan Gönenç
28-Ekim-2013
İstinye
Bu yazı K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar
Yorum Gönder