TRT Paket Yayın

 



Televizyon yayınlarını cep telefonundan izleyebildiğimiz bu günlerde “paket yayın” isim tamlaması sanırım birçok kimseye hiçbir şey ifade etmeyecektir. Halbuki çok değil yarım asır önce 1970’li yıllarda ben henüz küçük bir çocukken Trabzon’da televizyon yayınları paket yayınlarla takip edilirdi.
Trabzon’un en işlek 2 caddesinden biri olan Maraş Caddesi’nde ön cephesi yüksekliğine göre oldukça geniş, görkemli bir TRT Bölge Müdürlüğü binası vardı. Önceden kaydedilmiş bantlar karayoluyla Ankara’dan buraya gelir ve şehre televizyon yayını yapılırdı. Böylece sadece 2 günde bir televizyon yayını olurdu ki o da birkaç saat sürerdi!
Özetle bir gün yayın varsa bir gün yoktu. Yani bugün olduğu gibi cebimize elimizi atarak ulaştığımız telefonlarla anında erişebildiğimiz yayınları izleyebilmek için günlerce beklemek gerekirdi.
Evlerinde televizyon olan aileler yayın akşamlarını heyecanla bekler, eş dost, akraba bir evde toplanıp İstiklal Marşımızla açılan ve saat 20’ye kadar sürecek televizyon yayınını maaile hayret ve keyifle izlerdi. Nasılsa televizyon o yıllarda modernleşmekle özdeşleşmişti. Yani kıymetli bir şeydi televizyon olayı.
1970’li yılların başlarında bizim evimizde de Philips marka ahşap kasalı bir televizyon vardı. Yayınların olacağı akşamlar dedem, anneannem ve teyzem bize gelirdi. Hava kararınca televizyon açılır ve yayın beklenirdi. Unutmadan not düşeyim yayınlar renkli değildi, ancak siyah beyaz tonların dinginliği ve romantizmiyle süslüydü.
Televizyon açılınca önce tiz bir “dıt” sesi çıkar ve sonra ekranda anlamını hiç çözemediğim geometrik şekillerden oluşan bir resim belirirdi. Birdenbire Anıtkabir görünür ve şanlı askerlerimiz ortaya çıkıp, keskin komutlar ve uygun adımla bayrak direğine yürür ve İstiklal Marşımız eşliğinde göndere çekilen bayrağımızı selamlardı.
İstiklal marşımızın okunduğu o an dedem ve babam beni ve kardeşimi ekranın önünde hazırola geçmemiz için teşvik eder ve tüm aile bizim esas duruşumuzu tebessüm ve keyifle izlerdi. Ben de o küçücük yaşımdan şu satırları yazdığım ana kadar 50 küsur senedir içim titreyerek gurur ve heyecanla dinlerim İstiklal Marşımızı. Bana sorarsanız bu eser hem güftesiyle hem de bestesiyle varlığımıza şan katmaktadır.
1970’li yılların başındaki televizyon yayınlardan ikisini çok severdim. Bunlardan biri başrolünü David Janssen’in oynadığı Kaçak isimli diziydi. Haksız yere karısını öldürmekle suçlanan Dr. Richard Kimble’ın kaçışını heyecanla izler, ertesi gün de arkadaşlarımla ve hatta onların anneleriyle kaçağın masumiyeti üzerine konuşur ve hatta gün gelip gerçek katili bulabilmesi için ona güç kuvvet dilerdik.
Diğer sevdiğim dizi ise Görevimiz Tehlikeydi. Açılış müziği ve o an ekranda beliren yanan kibrit animasyonu beni çok etkilerdi.
Tabi bizler bu heyecanlı dizileri pür dikkat izlerken sık sık talihsizlikler de olurdu. Dizinin en çoşkulu yerinde birden ekranda parazitler oluşur, yayın anlaşılmaz hale gelirdi. İşte o an tüm komşular çaresizce birbirinden medet umarcasına kapıların önüne çıkar, diğer komşularda da yayının bozulup bozulmadığını sorgulardı. Böyle zamanlarda ilk söylenen çare hep aynıydı:
“Antenleri Hıdırnebi’ye çevirdiniz mi?”
“Zaten o yana doğruydu da!”
“Rüzgar var, bir daha bakmak lazım.”
Hıdırnebi Trabzon’a yayınların yapıldığı vericinin bulunduğu Akçaabat yakınındaki yüksek bir yaylanın adıydı. Eğer çatılardaki televizyon antenleri bu yaylaya doğru çevrili değilse yayınları izlemek mümkün değildi. Hava yağmurlu ve bozuk olduğu zamanlarda televizyon antenleri rüzgarın etkisiyle döner ve yayınlar bozulurdu. İşte böyle zamanlarda çatıya çıkıp antenleri düzeltmek gerekirdi.
Ailedeki erkeklerden biri çatıya çıkar ve anteni el yordamıyla Hıdırnebi’ye çevirirdi. Cep telefonu olmadığı için yayının düzelip düzelmediğini anlamak için yukarıdan seslenir, aşağıda pencereye çıkmış olan bir aile ferdi de yukarıya doğru bağırarak “Biraz daha çevir, hah tamam oldu!” şeklindeki yönlendirmelerle tüm aileyi yayına tekrar kavuştururdu.
O yıllarda hava kötü ve yağmurlu olduğu zaman televizyon yayınları sadece antenlerin dönmesinden dolayı bozulmazdı. Kötü havalarda sıklıkla elektrikler de kesilirdi. Böyle zamanlarda yine komşular ellerine pilli fenerlerini alıp kapı önlerine çıkardı. Herkes elektrik kesintisinin sigorta atması sebebiyle olmasını dilerdi, çünkü sigorta atınca tamir etmesi kolaydı. Biz çocuklar bile bilirdik atan sigortanın nasıl tamir edileceğini.
Önce evin girişindeki panodan dairemizin şalterini kontrol ederdik birisi şaka niyetine indirmiş mi diye. Sonra sigortayı çıkarıp bakır telleri gerekli yerlere sarardık. İşte bu kadar!
Ama eğer sigorta atmamışsa tüm komşular ana trafodan atmış deyip çaresizce evlerimize dönerdik. Artık o akşam için televizyon izlemek mümkün olmazdı. Onun yerine başka eğlencelerimiz vardı.
Elektrikler kesilince hemen piknik tüpünün tepesine monte edilen bir aparattan oluşan bir lüks lambası odanın ortasındaki bir sehpaya konur, demlenen çay eşliğinde tüm aile birlikte eğlenmeye devam ederdi. Kah bilmeceler sorulur kah şarkılar söylenirdi. O arada pille çalışan bir pikap ortaya çıkar ve biz çocuklar alkışlarla tutulan tempolar eşliğinde dans ettirilirdi.
Yayınlar iki günde bir ve sadece akşamları olduğu için TRT yayını olmadığı zamanlarda Sovyetler Birliği’nden de yayın almaya çalışırdık. Babam sanki bu işi biraz gizli, saklı yapardı.
Rahmetli babam sonradan anlatmıştı bana: Yedinci Cumhurbaşkanımız Kenan Evren Trabzon’da Kolordu komutanıyken romatizmal bir hastalıktan muzdarip eşinin tedavisi için muayenehanesine gelmiş ve ardından gelen tedavi sürecinde bir tanışıklıkları olmuş. Bir gün babam laf olsun diye şimdi yıkılıp yerine Zafer Çarşısı yapılmış olan binadaki muayenehanesinin penceresinden Uzunsokak’taki binaların çatılarındaki televizyon antenlerini gösterip “Bakın bütün antenler Sovyetler Birliğine dönük, Türk yayını olmadığı için mecburen Sovyet yayınlarını seyrediyoruz” demiş.
Bunun üzerine Kenan Paşa ketum bir şekilde “Biliyorum, biliyorum!” diyerek kesip atmış. Artık babam ne hissetti bilemiyorum. Soğuk savaş döneminin şüpheci ortamında Sovyet televizyonlarını izleyenler takip ediliyorlar mı diye düşündü emin değilim, ama pek sık izlemezdi Sovyet yayınlarını. Zaten kolay bir iş de değildi herkesin gözü önünde çatıya çıkıp anteni Karadeniz’e çevirmek. Buna rağmen Rusya’daki maçları seyrederdi. Rahmetli çok düşkündü futbola. Ben de tambur şarjörlü bir makineli tüfeği olan bir Sovyet subayını konu eden bir diziyi seyrettiğimi hatırlıyorum hayal meyal.
Görüldüğü gibi o yıllarda televizyonla değil dünyaya başkentimize bile ulaşmak kolay değildi. Bu imkansızlıklar içinde radyo imdada yetişiyordu. Ben küçük yaşıma rağmen sürekli kurcalardım evdeki radyomuzu. Evimiz Karadeniz sahilinde olduğu için mi bilmem, ama çok yabancı yayın yakalardım. Özelikle de hava kararınca yayınlar netleşirdi.
Bunlar büyük çoğunlukla Rusça yayınlardı. O sebeple hiçbir şey anlamazdım. Ara sıra Moskova’nın Sesi Radyosunun Türkçe yayınlarına denk gelirdim. Çok hoş bir başlangıç sinyali vardı. İnsanın içini rahatlatan bir tınıydı. Sonra bir kadın çok güzel bir Türkçeyle konuşmaya başlardı. Öyle Azerbaycan veya başka bir Türk şivesiyle değil mükemmel bir İstanbul şivesiyle konuşurdu. Sadece sesinin renginden ve soğukluğundan Türk olmadığını düşünebilirdiniz. O yaşlarda anladığım kadarıyla Batı dünyasının içinde bulunduğu sıkıntılardan ve fenalıklardan bahsederdi.
Paket yayınlı o yıllardan bugüne canlı yayınlara, renkli yayınlara, çok kanallı yayınlara, özel televizyonlara, kablolu yayınlara ve internet yayınlarına ulaştık. Daha güzele şükür kavuştuk, bu arada kaybettiğimiz varsa onun da muhasebesini yapmak lazım elbet.
Volkan Gönenç
31 Mart 2024
Kadıköy
Fotoğraf: Trabzon'daki Neşeli Evimiz-1976. (Soldan sağa genç yaşında kaybettiğim rahmetli kuzenim Pınar Kinson ve sevgili kız kardeşim.)
Bu yazı ve içeriğinde yer alan fotoğraf K. Volkan Gönenç'e (Yazar) ait olup, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. Yazardan yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen herhangi bir vasıtayla basılamaz, kopyalanamaz, ancak yazarın adını ve web sitesini kaynak göstermek kaydıyla özetleme ve kısmi alıntı yapılabilir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar